3 Mayıs Olayları diye Cumhuriyet tarihimizde bir olay var.

3 Mayıs günlerinde yazmam gerekti ama gündemin başka konuları olduğu için ertelemiştim. Mayıs bitmeden hiç olmazsa yazmayı uygun gördüğümden bugün yazıyorum.

1942 yılında zamanın Başbakanı Şükrü SARAÇOĞLU'NUN bir konuşması var: "Biz Türkçüyüz.."

Buna bağlı olarak 1944 yılının Mart ve Nisan aylarında Edebiyat Hocası ve Tarihçi Hüseyin Nihal ATSIZ kendi çıkardığı Orkun Dergisinde, ülkede yaşananları eleştirmek adına Başbakan'a açık mektup diye iki yazı kaleme almıştır. Bu yazıyı hakaret sayan Sabahattin Ali birilerinin kışkırtması ile ATSIZ hakkında dava açmıştır.

Duruşma 3 Mayıs 1944 günüdür. Bugün duruşmaya İstanbul'dan gelen ATSIZ üniversite öğrencileri tarafından karşılanmış ve aynı öğrenciler büyük bir kalabalıkla Adliye'yi de basmışlardır. Bu şartlarda duruşma yapılamadığı nedeniyle gözaltılar başlamıştır.

Sonuç olarak 23 kişi gözaltına alınmıştır.

Neden 23 kişi olduğu hâlâ anlaşılamamaktadır.

Bu olaylar üzerine 19 Mayıs kutlamalarında Ankara Hipodromu'nda dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İNÖNÜ, kutlamalar nedeniyle yaptığı konuşmada bu olaylara değinmiş ve çok ağır sözler söylemiştir.

Bence 3 Mayıs 1944 olaylarının tarihe mal olmasındaki en önemli neden Cumhurbaşkanı'nın bu konuşmasıdır.

Milli Mücadele kahramanlarımızdan olan, Batı Cephesi Komutanı, Mudanya Ateşkes Anlaşması'nın Baş Murahhası (azası), Lozan Kahramanımız İsmet İNÖNÜ'NÜN bu sözleri Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş ilke ve felsefesi ile bağdaşabilir mi sormadan edemiyorum.

Irkçılık-Turancılık diye bir isim kullanmak, böyle bir kişisel dava için ne kadar doğru olmuştur acaba? Böyle bir ifadeyi kullanmak Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu iradesi ile ne kadar uyumlu acaba?

Cumhurbaşkanı'nın bu ağır sözlerine rağmen bu kişisel sayılabilecek dava bir buçuk yıl sonra beraat ile sonlanmıştır. Çok ilginç değil mi?

Bu durumda bu kadar ağır sözlere ne gerek vardı?

Bu durumu gizlemeye çalışanların şöyle iddiaları olmuştur: Cumhurbaşkanı, 2. Dünya Savaşı'nın seyri nedeni ile böyle davranmıştır. Bunu kabul etmek çok da akla, mantığa uygun görünmemektedir. Çünkü, böyle bir gerekçe olsa idi, en azından danışıklı dövüş olabilirdi. Tutuklanan kişiler bu kadar ağır sözleri hak eden kişiler değildirler. Vatan ve Millet için her şeyi yapmayı göze alabilecek kişilerdir. Bu nedenle 2. Dünya Savaşı görünürde kabul edilebilir bir durummuş gibi olabilse de, biraz derin bakıldığında pek de akılcı gelmemektedir.

Çünkü, bu kişiler sadece gözaltına alınmakla kalmamış, akıl almaz işkencelere de uğramışlardır. Hem tutuklama, hem ağır sözler, hem de işkence için nasıl bir gerekçe olabilir, bir düşünelim bakalım.

Bu yazdıklarımı lütfen dar dünya görüşü, siyasi görüş şartlanmışlığı ve farklılığı ile değerlendirmeyelim. Mustafa Kemal ATATÜRK ve sonrası bağlamında karşılaştırıp anlamaya çalışalım.

Bir de konunun kişiler bazında ele alınması var.

Neden önemli?

Çünkü, bu 23 kişinin içerisinde öyle isimler var ki, bir tanesi Cumhuriyetin kuruluşunda, kurucu iradenin fikir danışmanlığını yapması konusunda saygı duyulan isimdir.

Kimdir bu isim?

Zeki Velidi TOGAN!

Türkistan Corafyası'ndan gelen ve Mustafa Kemal ATATÜRK ile sürekli irtibat halinde olan 4-5 kişiden biridir bu isim.

Başkurdistan Cumhuriyeti'nin kurucusu ve Dünya Tarihçiliğinde söz sahibi olan bu ismin 3 Mayıs 1944 Olayları nedeni ile uğradığı zulüm kabul edilebilir bir durum mudur?

Diğer isimleri de ayrıca değerlendirmek gerektir.

Sonuç itibarı ile 3 Mayıs günü TÜRKÇÜLER GÜNÜ olarak her yıl anılmaktadır.