Bir önceki yazımda; rakı, bira ve şampanya'nın ülkemize giriş hikayesinden söz ederek demiştim ki;

"Abdülhamit efendimiz, rakı, bira ve şampanya fabrikası kurdurdu ama, kendisi rom tercih ederdi.

Bizzat torunu Osman Ertuğrul televizyonda anlattı;

'Dedem rom içerdi, babama da derdi ki 'bak ben bunu içiyorum, çünkü bu yasak değil, kurana bak, orada şarap yasak diyor, şekerden yapılanların bahsi geçmiyor'

Acayip sigara içerdi Abdülhamid.

Birini yakar, birini söndürür; dumanını vapur gibi tüttürürdü."

Saraydaki işi sadece sigara sarmak olan, özel ustalar vardı.

Kızlarının hatıralarında yazıyor; sürgüne giderken, bavullara ilk önce sigara paketleri doldurulmuştu.

Türk Tütünü ile yapılan Amerikan sigarası "Ateshian" ın tiryakisi idi.

Chicago'da üretilen bu sigara, New York, Boston ve San Fransisco'nun yanısıra İstanbul ve Kahire'de satılıyordu.

Hatta Ateshian Firması; 1900'lerin başında Amerikan Gazetelerine verdiği reklamlarda "Türk Sultanı Abdülhamid'in içtiği sigarayı için" sloganını kullanıyordu.

Bu reklamlarda "Haremde, oryantal giysiler içinde sigara içen, saçı açık, hatta göbeği görünen, seksapel bir kadın resmi kullanılıyordu.

Paketi 25 cent'ti.

Abdülhamid'in en önemli tarihi ve kültürel miraslarından biri ise,

bu topraklardaki ilk kerhaneyi açtırmasıydı.

Her dönemde olduğu gibi, fuhuş elbette Osmanlı'da da vardı.

Onun şehre yayılmasını önlemek, kontrol altına alınabilmesini sağlamak için, varlıklarını ticarethane olarak sürdürmelerini sağladı.

Acem'in Hanesi, Alaycı Kadri'nin Hanesi, Keseci Hürmüz'ün Hanesi, Langa Fatma'nın Hanesi, gibi tanınmış evler vardı.

O dönemde de zabıta rüşvet alıyor, birçok şeye göz yumuyordu.

Abdülhamid buna son verdi.

İstanbul Kadıköy'deki "Zürafa Sokak"ı hizmete açtırdı.

Günümüzde zürafa'yı hayvan zannedip isimlendirenler bilmiyorlar ki kelimenin kökeni "zürefa"dır.

Osmanlıca da "lezbiyen" anlamına gelir.

Kendini muhafazakar zannedenler inanmakta güçlük çekecektir ama bu topraklar kerhane kültürünün kurumsallaşmasını Abdülhamid'e borçludurlar.

Ha bu arada...

Binlerce yurtseveri, Fizan'a Yemen'e sürgün etmiş, zindanlarda boğdurmuş, hafiyeleriyle, jurnalistleri ile Oasmanlı'ya tam 33 sene kan kusturmuş, Mısır'ı Tunus'u, Kıbrıs'ı, Sırbistan'ı, Karadağ'ı , Romanya'yı, toplam 15 milyon kilometre toprağı kaybetmiş.

Bu arada; gençlerimiz'den tarihi ve kültürel mirası bilmeyip "kendisine vefa borcumuz var" diyerek Abdülhamid'i parlatmaya çalışanlar olduğunu görüyorum.

Onlara; yukarıdaki satırları okumalarını tavsiye ediyorum.

Padişahımızın doğum günü vesilesiyle düzenlenen sempozyumlarda, şampanya ve rom servisi yaparsanız dört dörtlük olur yani.

İçki kullanmayan ben bile, bir iki duble almaya gelirim.