İki evladı şehit düşmüş, üçüncüsü ise asker kaçağı ve vatan hainliği ile suçlanan, üstelik kaçak olduğu düşünülen oğluna yardım ve yataklı ettiği şüphesiyle yargılanan acılı bir babanın hikâyesi bu.

Bu vatanın nasıl kurtulduğunu anlamayanlara, anlamak istemeyenlere ibret olacak, yaşanmış bir hayat hikâyesi…

Bu hikâye, ‘Vatan sağ olsun!’ kelimesinin vücut bulmuş hali.

İşte kanıtı…

***

Dönemin Kastamonu İstiklal Mahkemesi Başkanı (18 Ağustos 1921-1 Ağustos 1922), Saruhan Mebusu Mustafa Necati Bey’in hatıratından…

Salona eli bağlı üç kişi getirildi, sanık sırasına oturtuldular. Kastamonu İstiklal Mahkemesi Başkanı Saruhan Mebusu Mustafa Necati, sanıklardan en yaşlısına, ihtiyar köylüye sordu.

-Baba Adın ne?

Dinleyicilerde bir ferahlama görüldü. Demek bu ihtiyarın suçu ötekilerden daha hafifti. Bu yüzden ilk yargılanıyordu.

İhtiyar ayağa kalktı.

-Hüsnü

-Baba adı?

-Ramazan

-Nerelisin?

-İnebolu’nun Çatal Bucağından...

-Baba, sen askerden kaçan oğlunu evinde saklamış, bir asker kaçağına yataklık etmişsin!

-Tövbe de Reis Bey!

-Ben tövbe dedim, sen ne dersin?

İhtiyar köylü başkanın üstelemesinden sıkılmıştı. Elini koynuna sokup yıpranmış, buruşuk iki tomar kâğıt çıkardı kürsüye doğru salladı:

-Reis Bey, Reis Bey..!

Şu kafa kağıtlarının içini okusan, bana dediğinden utanırsın..!

-Neden?

-Bu kâğıtlar Balkan Harbi’nde ve Çanakkale’de şehit düşen oğullarımın nüfus kâğıtlarıdır.

İki arslanını millet için şehit veren kederli baba, üçüncü oğlunu bu ölüm dirim savaşında, bir kahbe gibi gizlemez Reis Bey!

(Devam Edecek…)