Vatandaşlar, güncel %2,60-%3,30 bandındaki faizlerle borçlanmak yerine, daha makul bir maliyetle ev sahibi olabilecekleri o meşhur kampanyanın resmen açıklanmasını bekliyor. Ancak bu beklenti, piyasadaki satış hızını düşürürken, ev fiyatları üzerinde de karmaşık bir etki yaratıyor.

Beklentinin Yönetimi ve Piyasa Dinamikleri
Bir tarafta evini satmak isteyen satıcılar, diğer tarafta düşük faizli krediyle alım yapmak isteyen potansiyel alıcılar var. Ancak aradaki "faiz uçurumu", işlem hacmini daraltıyor. Vatandaşlar, piyasadaki yüksek faizleri gördükçe, "Eğer kampanya başlarsa, taksitlerim yarı yarıya düşer" hesabı yapıyor. Bu durum, şu anki konut satışlarının büyük bir kısmının "zorunlu alımlar" veya "nakit gücü yüksek yatırımcılar" tarafından yapılmasına yol açıyor. Krediyle ev almayı düşünen orta sınıf ise tamamen kenara çekilmiş durumda.
Politik Vaatler mi, Ekonomik Gerçekler mi?
Siyasetin "ev sahibi yapma" motivasyonu ile merkez bankasının "enflasyonla mücadele" odaklı sıkı para politikası arasında bir denge krizi yaşanıyor. %1,20 gibi piyasa ortalamasının çok altındaki bir faiz oranı, piyasaya ciddi bir nakit girişi demek. Bu nakit girişi, konut fiyatlarını yeniden yukarı yönlü tetikleyebilir. Uzmanlar uyarıyor: Kampanya gelse bile, konut fiyatlarındaki olası bir artış, düşük faiz avantajını nötrleyebilir. Yani vatandaşın "daha ucuza ev alacağım" hayali, fiyat artışlarıyla beraber suya düşebilir.
Alıcı İçin Zorlu Tercih
Şu an piyasada beklemek mi, yoksa eldeki fırsatları değerlendirmek mi daha mantıklı? Eğer "İlk Evim" kampanyası sadece belirli bir bütçe veya belirli bir kesim için gelirse, genel piyasaya etkisi sınırlı kalabilir. Bu nedenle, alıcıların sadece kampanya umuduyla hareket etmesi, zaman kaybetmelerine ve enflasyon karşısında konut fiyatlarının daha da yükselmesine neden olabilir. Piyasa, şu an ciddi bir kararsızlık içinde ve her yeni gün, bu belirsizliği daha da derinleştiriyor.



