Yeniçeri ocağının lağvı ile günümüz darbe girişiminin sonuçları arasında zengin çağrışımlara kapı açan benzerlikler bulunması şaşırtıcı olmamalıdır.

Son darbe girişimi sonrasında, TSK üzerinde plânlanan ve bir bölümü acilen yürürlüğe konulan değişiklikler, geniş bir çevrede, tarihte Vaka-i Hayriye diye bilinen olayı çağrıştırdı: Yeniçeri Ocağı’nın lağvı! Geçmişin “Hayırlı Olay” diye adlandırılan siyasi eylemi, bugün “Allah’ın Lütfu” manşetiyle karşımıza çıktı.

Yalnızca darbecilerin eski “kazan kaldırma” geleneğinin sürdürücüsü olarak gösterilmesinin kaynağı olarak değil, olaylar zincirindeki benzerlikler dolayısıyla da, dış basında da bu eşlemeyi yapanlar oldu. Kimi yandaş yazarlar içinde de, özellikle Necip Fazıl’ın “Yeniçeriler” adlı kitabına göndermeler yaparak, orada önerilen çarelerin bugün uygulanmasını talep edenler çıktı.

Aslında Yeniçerileri hatırlayarak darbe girişimiyle benzerlikler bulanların her biri, kendi yorumunu destekleyecek özelikleri öne çıkardılar. Örneğin, ‘AlastairCrooke’ darbe girişiminin Erdoğan tarafından düzenlenen bir oyun olduğu görüşüne yakın duruyor ve onunla II. Mahmut arasında bu bakımdan benzerlikler buluyor. İsyancı yeniçerilerin şiddetli top ateşi altında kışlalarında katledilmesini ve binlercesinin idam edilmesini günümüz darbecilerinin de akıbeti olmasını isteyenler de olayın katliam yönünü günümüz için örnek gösteriyor. Orduda reform yönüyle de yeniçeri ocağının lağvını örnek alanlar var.

Silahlı devlet kuvvetlerinden gelen başkaldırılar ve bunlara karşı devleti yönetenlerin tepkisi, belki de bütün zamanlar ve bütün ülkeler bakımından birbirine benzer. Olaylar Patagonyada ya da Osmanlı İmparatorluğunda veya günümüz Türkiye’sinde geçmiş olsun, isyana kalkışanlar öncelikle kendi kazdıkları çukurlara düşürülür, elde kalan diğer silahlı güçlere dayanarak ezilir, sonra ertelenmiş bütün hesapların aynı torbaya doldurulduğu bir temizlik süreci başlar ve isyanın dayandırıldığı kurum isyancılarla birlikte çökertilir. Adeta evrensel bir şema üzerinden yürütülen bu “bastırma ve imha” hareketlerinin birbirine benzer yönler taşıması kaçınılmazdır; çünkü mekanizma basit ve sabittir. Bu bakımdan yeniçeri ocağının lağvı ile günümüz darbe girişiminin sonuçları arasında zengin çağrışımlara kapı açan ilginç benzerlikler bulunması şaşırtıcı olmamalıdır. “Tekerrür eden” tarih değildir, siyaset mekanizmasının kalıplaşmış işleyişidir.

Ne var ki, son darbe girişimine karşı yöneticilerin başvurduğu yollar ve araçlar, tarihten kopyala-yapıştır yapmak olarak da yorumlanabilir. Biliyoruz ki, Yeniçeriler ile TSK arasında, 1960 darbesinden bu yana benzerlikler kuran ve alınacak önlemlerin de benzer olmasını savunan etkili bir “düşünürler kadrosu” vardır. Şimdi onlardan feyz alan bir yönetim işbaşındadır ve öyle anlaşılıyor ki, zincirleme dersler çıkarılıp gereğinin yerine getirilmesi sürecine girilmiştir.

NE GİBİ DERSLER?

Sultan II. Mahmut, Yeniçeri Ocağının ilga edilmesi için çalışılan 17 senenin sonunda başarıya ulaşabilmiştir.

Padişahlığı kardeşine kaptıran IV. Mustafa, Kapıkulu ocakları mensubu ağaların desteğiyle, Alemdar Mustafa Paşa’nın konağını basar. Sadrazam, kubbeyi delmekte olan yeniçerileri görünce üzerine oturduğu barut fıçısını patlatarak intihar eder. Sadaret kethüdası Mustafa Refik Efendi asiler tarafından parçalanır. Ayaklananlar II. Mahmut’u tahttan indirmek için saraya saldırır. Yeniçeri ocağı yerine kurulmaya başlanan Sekban-ı Cedid askeri, Topkapı Sarayı’nı savunur ve isyancılar burada bozguna uğrar. Ardından, kışlalar topa tutulur yeniçeriler ve diğer ayaklananlar kılıçtan geçirilir. Bu sırada donanma da İstanbul’u top ateşine tutar. Kılıçtan geçirilen, idam edilen, kim vurduya gidenlerle birlikte, ölü sayısının 20.000 civarında olduğu söylenir. Yıkılan, yanan binalar, yüzlerce sivil ölü içinde İstanbul esnafı da yeniçeri avına çıkar. Yeniçeriler, İslâm düşmanı, koyunlarında gizli haç taşıyan gâvurlar, Hıristiyanların ve özellikle Rumların casusu ilan edilir, lanetlenir.

Ardından, sipahi ocağı da dağıtılır, hamal ve tulumbacı teşkilatlarında köklü değişiklikler yapılır.

Ve bütün minarelerden, Yeniçeri Ocağının yerine kurulan Asakir-i Mansure-i Muhammediye (Muhammed’in zafer kazanmış askerleri) hakkındaki fetva ve ferman okunur…

Bütün minarelerden…

Bazı tarihçiler, Vaka-i Hayriye’nin II. Mahmut’un bilinçli organizasyonu ve yeniçerilere karşı darbesi olduğunu düşünür. Özellikle İstanbul halkının etkili bir bölümünün hükümdarın çağırısını hazır bekler gibi topluca yeniçerilere saldırmasını bunun işareti olarak değerlendirir. Ulema ve softa takımının tereddütsüz sultanın yanında saf tutması da önceden hazırlık kanısını güçlendirir.

PEKİ SONRA?

Pek çok yorumcu, Vaka-i Hayriye’nin Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılışını önlemekten çok, kaçınılmaz sona gidişin kilometre taşlarından birini oluşturduğunu düşünür. Zira II. Mahmut 1839’da öldüğünde Yunanistan ve Mısır tamamen kaybedilmiş, Fransa, İngiltere ve Rusya ile savaş ateşine düşülmüştü. II. Mahmut, sarayını ve saltanatını korumuş, lakin ülkesini düştüğü uçurumdan çıkaramamıştı. Bir teselli olarak, “küçülen imparatorluğu yönetmek daha kolay” lafı kalmıştı geriye.

SON SÖZ: ‘’ PARÇALA BÖL YÖNET, EGEMEN GÜÇLERİN TAKTİĞİDİR.’’