Çoktandır yazmak istediğim bir konuydu bu. Nedeni de, çevremde gördüğüm çok sayıdaki unutkanlık örnekleri.
Unutmak; hafızada tutamamaktır, hatırlayamamaktır. Daha önceleri yapılan bir işi becerememek, yazacağını, yapacağını, söyleyeceğini bilememek, isimleri bulamamak, kişileri-yerleri tanıyamamaktır. Bunlar giderek artar, çok ileri dönemlerde kişi kendini bile bilemez hale gelir.
Unutmak için, önce bilmek ve öğrenmek gerekir. Bilgileri, anıları sakladığımız hazinenin, deponun adı ise, hafıza ya da bellek. Hafıza, her türlü algıyı akılda tutma ve de hatırlama yetisidir, gücüdür. O bilgisayar gibi kaydedici bir aparat. Kapasitesi de sınırlı, kişiden kişiye de farklı.
Tiyatro oyuncuğu, hafızlık ve yalancılık, güçlü hafıza isteyen işler. Politikacılar, konumuna, durumuna göre farklı konuştukları için, kuvvetli hafızaya ihtiyaçları yok. Hatta bir anlamda onlar siyasi hafıza malülleri.
Hafıza ya da bellek kutumuzun en altında ve derinlerinde oturanlar eski bilgiler ve olaylar. Yeniler ise daha üstte. Kutu dolduğunda, üsttekiler yani yeniler, dışarıya atılır. Yaşlıların eskileri çok iyi hatırlıyorum da, son günlerdekini unutuyorum demesinin nedeni de bu.
Beyin hücreleri, her geçen gün sonbaharda dökülen yapraklar gibi yok olmakta ve de yenilenememekte. Böyle olunca, beyin hücrelerinin sayısı azalıyor ve ileri yaşlarda öğrenmek zorlaşıyor, unutmaksa kolaylaşıyor. Yaşlıların hatıra denizlerindeki eski anılar de, onlara koltuk değneği oluyor.
Normal yaşlılığa bağlı unutkanlıklar, olağandır ve de yadırganmaz. Sorun yaratanlar, beyindeki bazı patolojilere bağlı. Örneğin beyin travmaları, dejenatif hastalıklar, akıl hastalıkları, Alzheimer gibi. Alzheimer hastalığı, tedavi edilemeyen uzun süren, bakımı zor, masraflı ve ölümcül bir hastalık. Ne yazık ki günümüzde sayısı giderek artmakta.
Hafızalar seçicidir. İşine gelenleri tutar, işine gelmeyenleri, sıkıntı verenleri dışlar, silip atar. Unutmak, ezeli şifadır aşka sözü bunu doğruluyor. Kavgalarda, tartışmalarda kendi söylediğimiz kötü lafları unuturuz da karşımızdakinin dediklerini hatıradan çıkarmayız. Bu da, hafızanın bizi haklı çıkarma yolundaki bir aldatışı.
Adnan Menderes, “Hafızayı beşer, nisyan ile malüldür” sözünü sık kullanırdı.
Unutma olmasa, ölümlere, acılara, sıkıntılara, yenilgilere nasıl katlanabilirdik?
Anneler, doğum acılarını unutmasa, yeniden doğurmaya cesaret edebilirler miydi? Öte yandan iyilikleri, yardımları unutanlar da var. Bu nankörlükten öte bir şey değil. Çabuk sevip çabuk unutan maymun iştahlılara, bilmem ne demeli? Eski dostları unutmak, vefasızlık değil mi? Unutulmuş birer birer, eski dostlar eski dostlar şarkısı, bu duyguların ifadesi.
Kadın ve erkeğin unutma konusunda farklılıkları var. Kadınlar nişan, evlilik, düğün günlerini asla unutmazlar. Erkekler ise bu konuda biraz ihmalkar. İhanet olayında davranışlar da farklı. Kadınlar affeder ama asla unutmazlar. Erkekler ise unuturlar, fakat affetmezler.
Şükrü Tunar’ın şu Rast şarkısında olduğu gibi az da olsa “ Unut beni kalbimdeki hicranla yalnız kalayım” diyenler de var.
Yaşamımızda unutamayacağımız şeyler oluyor. Bunlar hafızalara sıkıca yapışır ve derine kazınır. Bıraktığı izler silinmez, kalıcıdır. Nedir bunlar? Önemli, kötü veya iyi olaylar, doğal afetler, derin acılar, mutluluklar ve de ilkler. İlk sevgili, ilk buluşma, ilk aşk, ilk öpüşme, ilk seks, ilk okul hocaları, ilk para kazanma vs. İhanetler, ölümler, terk edilişler, reddedilişler.
Erol Sayan’ın nihavend makamındaki güftesi Mehmet Gökkaya’ya ait “Kalbe dolan o ilk bakış unutulmaz ”şarkısı güzel bir örnek.
Ayrıca sünnet, askerlik, nişan, düğünde unutulmayanlar grubundan. Şiirimizde ve müziğimizde aşk-sevgi-unutma üçgeni bir hayli işlenmiş. İşte birkaç örnek.
Unutamıyorum, unutamıyorum.
Gecem yok, artık gündüzüm yok Güfte Tekin Gönenç, beste Avni Anıl, makam Suzudil. Unutmadın seni ben, her zaman kalbimdesin Güfte Müzehher Güğer, beste Şekip Ayhan Özışık, makam Karcığar Unutmadım seni bir an Bir alevsin kalpte yanan Beste Bilge Özgen, makam Nihavend.
Unutturamaz seni hiçbirşey unutulsam da ben Güfte ve beste Ekrem Güğer, makam Nihavend. Gün gelir de beni unutursun demiştin. Ne ben seni unutabildim. Ne gönlümü avutabildim Güfte ve beste Şekip Ayhan Özışık, makam Uşak. Unutma beni-unutamam seni Esmeray’ın ünlü şarkısı. Kimi anılar, hafızalarda kırık dökük, bölük pörçüktür. Bir şarkı, bir şiir, bir kelime, bir resim, bir olay, bir kişi, bir yer, bir yazı, birden çağrıştırır ve unuttuğumuzu sandığımız şeyleri birden hatırlatır ve döküverir ortaya. Bu, bazen acı verir bazen de mutluluk.
Kalıcı eserler, resimler, unutulmamanın bir yolu, bir avuntusu, zamanı durdurmaya çalışma, ölüme kafa tutma değil de ne?
- çalış derler, ama olmaz ki. Çünkü unutmaya çalışmak, hatırlamak oluyor. İçki de çare değil. En iyisi, işi zamana bırakmak. Not almak, bilgisayara cep telefonuna kaydetmek de unutmama tedbirleri.
Unutmak neyse, ama unutulmak çok daha acı. Ölümden sonra hatırlanmamak ise o en elem vericisi. Çünkü, bu iki kere ölmek anlamına geliyor.
Toplumların, kişilerin kendilerine hizmet edenleri, iyilik edenleri unutması günümüzde artık yadırganmıyor. Minnettarlık uzun sürmez ama, bu vefasızlık ve nankörlük değil de ne? Bir çiçeğe unutma beni adının verilmesi, her halde boşuna değil.
İlhan Geçer’in beğendiğim bir şiirinden bazı alıntılar.
Yollar sana sevinç
Bana keder verecek
Boynu bükük döneceğim odama
Unut diyordun ayrılırken
Unutmak kolay değil ama
Unut garip gecelerini bu şehrin
Unut yalnızlıklar içinde sende
Hani bir resmim kalmıştı sende
Onu olsun yalnız bırakma emi
Bilerek unutmayalım ve de unutulmayalım.