Bu başlık altındaki önceki 2 yazımda; Murat Çalık’ın “Dini istismar eden ve siyasi emelleri için kullananlar’ı eleştiren yazısındaki örneklerden söz etmiştik.
Daha sonra da Rus İşgalindeki Berlin’de yaşanan bir olayı Murat Çalık’ın aracılığı ile hikaye etmiştim.
Bu iki Kırgız asker de Sovyet Ordusu ile Berlin’e kadar gelmişlerdi ve1945’te Sovyetlerin Nazi Almanyası’na karşı, zaferinin tescili anlamına gelen Sovyet Bayrağı’nı Almanya’nın Başkenti Berlin’e diken 3 Sovyet askerinden biri de Dağıstanlı Abdülhakim İsmailov idi.
Savaş bitmiş, sıkıntılı günler geride kalmıştı.
Peştemalcıyan ailesi bir gün Berlin’deki mağazalarını gezen bir Türk gazeteciyle tanıştılar ve onu evlerine davet ettiler.
Yaşadıkları olayı büyük bir heyecanla ve yeniden yaşıyormuşçasına tekrar tekrar anlattılar.
Hayatlarını kurtaran sihirli cümlenin Peştemalcıyan ailesi için neler ifade ettiğini, hayatta kalmalarına sebep olan bu sözleri bir hattat’a yazdırıp evlerinin en güzel yerine asmak istediklerini ve bu anı her zaman hatırlamak istediklerini söylediler.
Gazeteci onlara bu konuda yardımcı olabileceğini söyledi ve Türkiye’ye dönüşünde verdiği sözü yerine getirmek üzere hattat ve mücellit Emin Barın’ın Çemberlitaş’daki atölyesine gitti.
Emin Barın, kendisinden yazılması istenen cümleyi (şimdi b.ku yedik) duyunca şaşırdı.
Zira ilk defa böyle ilginç bir taleple karşılaşıyordu.
Hemen “yazarım” diyemedi.
Düşünmek için zaman istedi ve kendisi de Almanya’da cilt eğitimi sırasında yaşadığı savaş günlerini hatırlayınca işi kabul etti.
Bir hafta sonra yeniden yanına gelen gazeteciye ibareyi yazabileceğini söyleyerek bu fotoğrafını görmüş olduğunuz “celi sülüs” levhayı hazırladı.
Levhanın etrafı “Hatip Ebrusu” ile süslendi ve Almanya’ya doğru yola çıktı…
Levhanın hikayesi böyle…
Hayat kurtaran argo bir cümle ve bu argo cümlenin hattat elinde sanat eseri bir levhaya dönüşmesinin öyküsü…
Emin Barın, dostlarına daha sonraları “Hadise o kadar ilgi çekiciydi ki gazeteci dostumdan dinleyince kabul etmek zorunda kaldım” diyecekti.
Levha, Peştemalcıyan ailesinin artık dostu olan gazeteci tarafından Berlin’e götürüldü ve 17 Temmuz 1966 tarihli Yeni Gazete’ye de “Levhaya bir ailenin hayatını kurtaran argo cümle” başlığıyla haber oldu.
Şimdi levhada ne yazdığını, levhanın ilginç hikayesini ve bu levhanın yazılışından tam 50yıl sonra sokakta yaptığım denemeleri öğrenmiş oldunuz.
O zaman başlıktaki soruyu tekrar sorayım mı?
Bugün
Müslüman Türk için kutsal olan ne?
Allah kelamı Kuran ve anlamı mı, yoksa Arap abece’si mi?