Bir önceki yazımda; Hilafet’in Osmanlı’ya geçişinin hikayesini anlatmış ve;
“Türklerin askeri ve siyasi gücünü kırmak için, bu Arap Molla’ların fetvalarıyla, serdengeçti birlikleri sadece Türkler’den oluşturulur ve en ön safta savaştırılırlar.
Tabi böylece kırdırılır ve ganimet bile toplayamazlar.
Ordudan, saraydan ve müesses nizamdan yavaş yavaş tasfiye edilen, kafası kesilen, sürgün edilen Türkler’in bir kısmı bu mollalara kızar ve canını kurtarmak için “Kürtleşmeyi” ana stratejik hedef olarak seçerler.
Bu aşiret ve boyların en büyükleri Avşarlar’dır, Halaçlar’dır, Mukri, Bayat, Beğdilli, Evya ve Yiva’dır.
Buna tarihimizde “Ekrad Türkmanlar” denir”
Yine Kelkit’ten Hakkari’ye kadar olan bölgede yaşayan Akkoyunlular’ın büyük bir kısmı İran’a gider.
(Bugün Dünya’nın en büyük Türk nüfusunun yaşadığı başkent Tahran’dır)
Böylece ; yüzyıllarca başımızı ağrıtacak Kürt sorunu ve Alevilik bu politikalar sonucu gelişir ve büyür.
Osmanlı öyle bir açmaza düşmüştür ki, ne Halifelikten vaz geçebilir, artık ne de imparatorluğun kan kaybetmesini durdurabilir.
Çünkü imparatorluğu kuran asli unsur Türkmenler dışlanmıştır.
Mezhepçiliğe kurban edilmiştir.
Mollalar, başta matbaa olmak üzere bir sürü saçma sapan fetva verirler.
Matbaanın Osmanlı’ya gelmesine engel olurlar.
Ve sonuçta Osmanlı’ya Rönesans’ı ıskalatırlar.
Bunun sonucunda Rönesans’ı İngiltere kapar.
Matbaa Osmanlı’ya ilk kez 1480’de Yahudiler vasıtasıyla gelir.
Sonra 1527’de Ermeniler matbaa’ya kavuşur.
1563’te de Rumların matbaası vardır.
Osmanlıda ise ünlü mollalarımız her seferinde yeni bir fetva ile, matbaanın ülkeye girişini engellerler.
Ta ki; Batı Rönesans’ı ve aydınlanmayı yakaladıktan, yani 240 yıl sonra 1727’de İbrahim Müteferrika’nın çabaları ile matbaaya kavuşabildik.
Ama bilgiye sahip olabilmek için artık çok geçtir.
11 Eylül 1683.
Şimdi açıkça şu soru sorulmalıdır;
“1299’dan 1683 Viyana Bozgunu’na kadar yaptığı tüm savaşları kazanan bir Türk İmparatorluğu (Osmanlı) varken;
Neden son 250 yılda girdiği tüm savaşları kaybedip, bir de kurtuluş savaşı yapmak zorunda kalan Osmanlı’ya gelindi?
Osmanlı bu dönem; yani yaklaşık 250 sene (1683 Viyana Bozgunu’ndan, nihayet 1922’de Ankara, Haymana Ovası’nda yapılan Sakarya Savaşı’nı kazanana kadar) tüm savaşları kaybetmiştir.
Acaba Halifelik ve akabinde yürütülen Türk düşmanı, Arap tipi-mezhepçi politikalara politikalara dönülmeseydi, koca bir imparatorluk batar mıydı.
Ve yine, Yunus Emre’lerin, Hacı Bektaşi Veli^lerin, Seyit Gaziler’in, Ahmet Yeseviler’in İslamı, İslam değil miydi?
Osmanlı’yı kuran Şeyh Edebali’lerin İslam’ı İslam değimliydi de; Ebu Suud’lara teslim edip batırdık koca imparatorluğu?
Bugün de aynı sürecin devam etmasi tarihten hiç ders almadığımızı göstermiyor mu?
Pir-i Türkistanlı Ahmet Yesevi der ki;
“Din bir seçimdir, ama Türklük bir kaderdir”
İşte biz bu yüzden, Arap sevici ve mezhepçi değil Türk’üz.