9. Adana Lezzet Festivali yarın başlıyor. Bu yılki “Kuşaktan Kuşağa” teması kulağa hoş geliyor; çünkü gerçekten de soframız, anılarımız, reçetelerimiz önceki kuşaklardan bize ulaştı.

Adana’nın Kebabını, analı-kızlısını, Fellah Köftesi’ni, mumbarını, bamya dolmasını ve 500’e yakın damak çatlatan lezzetini düşündüğünüzde ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız. İşte bu mirası korumak, tıpkı tarlada alın terini korumak kadar önemli.

Festival sadece şov değil; emeğin, köylünün, esnafın, ustanın sahne aldığı önemli bir sınavdır.

İstanbul’un ardından geçtiğimiz salı günü Adana’da festivalin basın tanıtım toplantısı düzenlendi.
Açıkçası sadece protokol konuşmalarının olduğu bu tarz bir toplantıdan ziyade açık alanda görsel şovların da yapılarak lezzetlerin sunulduğu bir tanıtım çok daha güzel olurdu kanaatindeyim.

Zaten Vali Bey’in konuşması dışındaki protokol konuşmalarını kimse dinlemedi. Hadi daha açık yazalım; Konuşanlar da ne konuştuklarını bilmiyorlardı. Sunucu da dahil herkes elindeki kâğıda bakarak söyledi söyleyeceklerini. Belli ki hiçbiri hazırlanmamıştı. Daha üzücü olanı ise Adana’da yaşayıp da bu kent ve lezzetleri üzerine konuşma yapacak insanların kendilerini kâğıda bakmak zorunda hissetmesiydi.

Sanırım birileri sunucuyu o anda orada belirlemiş, (halbuki hanımefendi Allah’ın emri gibi bu festivalin her sene baş aktörü ve sunucusu) sanki konuşmacılara o anda karar verilmiş de gelişigüzel birkaç satır karalanmış gibi ruhsuz ve donuk konuşmalardı her biri.

Eğer Adana Valisi Yavuz Selim Köşger’in heyecanlı, duygulu ve gerçekten yüreklere dokunan konuşması olmasa program büyük bir fiyasko ile sonuçlanacaktı. Belki de bu yüzden Vali Bey’in konuşması sık sık alkışlarla kesildi.

Kâğıda bakmadan, promptera ihtiyaç duymadan, samimiyetle konuştu Vali Köşger. Adana’nın bereketini, tarihini ve mutfak kültürünü anlatırken festivalin bir marka olma yolculuğuna vurgu yaptı ve Adana’nın gastronomi şehri unvanını güçlendirme hedefini net biçimde ortaya koydu.

Vizyon önemlidir elbette ama bu vizyona ulaşacak misyonu taşıyacak kişilere de ihtiyaç vardır. Umarım Vali Bey gibi işi dertlenenler bu sene festivali bir üst noktaya daha çıkarma gayretini ve sorumluluğunu gösterirler.

Bu yüzden şunu söylemek zorundayım; Festival boyunca emek ve özveri en üstte tutulmalı; stant işçisinden şefine, üreticiden sunucuya kadar görünürlük sağlanmalı. Geçmiş yıllarda yaşanan sorunlara yeniden işaret etmeye gerek yok. Dünü dünde bırakmalı ve yarın için herkes elinden geleni değil elinden gelenin daha fazlasını yapmalı.

Festivali 'süslenmiş bir vitrin' hâline getirmeden gastronomi turizmini ve yerel ekonomiyi büyütmek hedeflenmeli.

Adana, gastronomi turizminin kapısını aralamaya hazır. Herkes buna göre davranmalı.

Geçtiğimiz ay bir teklifte bulunmuştum. Sağ olsunlar es geçilmemiş. Festivale özel bir Dilek–Şikâyet Hattı'nın açılacağı bildirildi. Bu çok önemli. Ziyaretçi, esnaf, üretici rahatça ulaşıp dilek ve şikayetlerini iletebilir. Yetkililer de aksaklıklara anında müdahale edebilir.

İkincisi; programların yürütülüşünde 'yerel temsil' ağırlık kazanmalı; jürilerde, sahnede, sunucu ve sanatçılar arasında, panellerde Adanalı insanlar, ustalar, köylüler, kadın üreticiler daha görünür olmalı.

Üçüncüsü; festival raporu şeffaf yayımlanmalı. Gelir–gider dengesi, katılımcı sayıları, yerel üretici katkısı net olarak kamuoyuyla paylaşılmalı.

'Kuşaktan Kuşağa' sadece tema değil bir sorumluluktur: Tarifleri, anıları, usulleri sonraki kuşaklara eksiksiz bırakmak, hatta yeniliklerle işi ileri boyutlara taşımak gerekir.

Umarım 9. Uluslararası Adana Lezzet Festivali’ni yüz akıyla bitirebiliriz.

Sahici program, sahici emek ve şeffaf yönetim… Bunlar olursa Adana, sadece lezzetiyle değil, halkıyla ve hakkıyla da anılır.

Festivalin sahici ruhuyla, güzel işler çıkacağına inanıyorum.

Bu kent her zaman diğer kentlere öncü olmuştur. Bir fetret devri yaşandığı açık ancak bir Zümrüdüanka gibi küllerinden yeniden doğacak güç de irade de bu kentin insanında vardır.

Son olarak: Adanalılar festivaline sahip çıksın; yetkililer üzerine düşeni yapsın ve Adana’nın lezzetleri gibi festivali de kuşaktan kuşağa gururla aktaracağımız bir şölen olsun.

Omuz omuza, soframızın hakkını verelim.