e): Mescid-i Aksa’nınmik’adı, (Arz-ı Mev’ûd) Nil ve Fırat arasını kapsar ve bu vadi peygamberler vadisidir. Bu vadide bugün Mısır, Filistin, İsrail, Ürdün, Lübnan, Suudi Arabistan, Suriye, Irak ve Türkiye’nin toprakları bulunmaktadır. Bu bölgedeki peygamber miraslarının korunması ve ziyareti, 3’lü konsey ve ilgili devletler ile bu devletlerin üyesi oldukları uluslararası örgütlerin gözetiminde yapılmalıdır. Bu düzenlemeler,3 inanç sisteminin kendi anlayışlarına göre muhkem nas ve buna dayalı nebevi disipline göre şekillenmelidir.

f): Dini topluluklar kendi alt grupları, mezhep ve tarikatlarla ilişkilerini kendileri düzenlemelidirler. 3’lü konsey, laik kişiliklerden değil, dini temsil kabiliyeti olan uzmanlardan oluşmalı ve konseyin sekreteryası 3 tekil kişiden oluşurken, ihtiyaca göre kendi işlerinde 7, 10 kişiden oluşabilir.

g): Bu sistemin uluslararası örgütler ve ülkeler nezdinde garanti altına alınması ve Filistin topraklarını yönetecek ülke veya ülkelerin bu sistemi koruma ve tek başlarına herhangi bir düzenleme ve sınırlama yapmamaları garanti altına alınmalıdır. Dini ziyaret için gelen dindarların vizesi de bu çerçevede düzenlenmelidir.

Evet değerli okurlar, Kudüs meselesi hakkındaki düşüncelerimizi sizlerle paylaştık.

Buraya kadar her şey güzel ancak, kafama takılan, düşüncelerimi meşgul eden bir husus var ki, bu konuyu da sizlerle paylaşmaktan kaçınmayacağım.

O da ; KIBRIS KONUSU…

1571 yılında Osmanlı topraklarına katılan Kıbrıs, ne yazık ki talihsiz bir şekilde elimizden çıktı.

Gelin, şimdi hep birlikte kısaca Kıbrıs’ın elimizden nasıl çıktığına bir göz atalım ve sonrada sorulması gereken soruları soralım…

İşte Kıbrıs’ın elimizden çıkış serüveni…

Kıbrıs’ı İngiltere’ye Sultan Abdülhamid mi verdi?

“Siz İnebahtı'da donanmamızı yakmakla sakalımızı kestiniz. Biz ise Kıbrıs'ı fethetmekle kolunuz kestik. Kesilen sakal daha gür bir şekilde yerine gelir ama, kesilen kol bir daha yerine gelmez."
SokolluMehmed Paşa'nın Venedik elçisine söylediği bu ünlü söz, yalnız Devlet-i Aliyye'nin kendine güvenini değil, Kıbrıs'ın fethinin Osmanlı ve Venedik devletleri açısından taşıdığı önemi belirtmesi açısından da dikkate alınmalıdır.
Kıbrıs'ın 1571 yılındaki fethi, Akdeniz'in büyük bölümünü elinde tutan cihan devletinin önünde kaçınılmaz bir görevdi. Shakespeare bile Othello piyesinde, “Sanmayın ki Türk, kendini en çok ilgilendiren şeyi en sona bırakacak kadar beceriksizdir" diyerek Kıbrıs'ın fethinin Osmanlı için ne denli gerekli bir harekât olduğunu açıktan söylüyordu. Zira Kıbrıs adası, 16. yüzyılın ikinci yarısı itibariyle Osmanlı'nın Anadolu'nun etrafına attığı stratejik çemberlerin ilk halkalarından birinde bulunuyordu ve fethi, askerî anlamda bir gereklilikti.
Halil İnalcık'ın dediği gibi,

-Biz Kıbrıs'ı Rumlardan almadık ki onlara verelim! Adayı Venediklilerden fethettik. Hatta kuşatma öncesinde Fener Rum Patriği, Ortodoks tebayı, 'Osmanlılara direnmeyin' diye uyarmıştı. Rahmetli İnalcık'a göre 1571'de Kıbrıs'ta Osmanlıların karşısında bir Rum devleti yoktu ve adaya çıkan Türkler halk tarafından bir kurtarıcı gibi karşılanmışlardı.Dolayısıyla adada Ortodoksluk ve Rumlar hala yaşıyorsa, bu büyük ölçüde Osmanlı hoşgörüsü sayesindedir. Yoksa hızla Katolikleşeceklerdi.
Kıbrıs, 93 Harbi (1877-78) sonunda İngiltere'nin iştahını kabartacaktır. Osmanlı Devleti tarifsiz zorluklar içindedir ve İngiliz emperyalizmi için Akdeniz'de bir üs sahibi olmanın tam zamanıdır. Üs bahane tabii. Asıl dert, Hasta Adam'ın yaklaşan ölümünde sahneye daha yakın

bir sandalyeye oturabilmek ve parsayı Ruslara kaptırmamaktı.
Bu süreci izninizle biraz açmak istiyorum, zira kitaplarımızda yuvarlayarak “Abdülhamid Kıbrıs'ı İngilizlere verdi" diye geçiştirilen olayın bilmediğimiz incelikleri vardır.

Devam edecek….