Bu hafta boş kaldığım bir anda kıyamete ne kadar yaklaştığımızı düşündüm. Yani dünyada son birkaç yıl içerisinde gerçekleşen şeylere baktığımızda pek de güzel bir manzara ile karşılaşmıyoruz. Açıkçası dünyada yaşanılanlara o kadar üzüldüm ki ileride evlenirsem çocuk doğurmalı mıyım diye düşündüm. Bir çocuk doğurmak demek tüketici toplum sayısını daha da arttırmak, git gide zorlaşan günümüz şartlarında ise kötü şartlarda çocuk yetiştirmek demek. Ben çocuk doğurup o duyguyu yaşamayı çok istiyorum. Fakat, maddi ve manevi bir bireyi iyi yetiştirmek ve ona iyi bir çevre sunmak kolay bir şey değil. Biyolojik çeşitlilik azalıyor, hastalıklar deseniz durmak bilmiyor, yaşam şartları pahalılaşıyor ve hayat her gün biraz daha zorlaşıyor. Bazen düşünüyorum; kendi ihtiyaçlarımı karşılayabilmeme rağmen içimde bir yerlerde sakladığım bu bitmek bilmeyen hüzün neden kaynaklanıyor diye. Sonra bir gün bunu düşünürken fark ettim bunun sebebini. Meğerse ben dünyadaki yaşanan olaylara, çevremde olup bitenlere çok kafayı takan ve duyarlı davranan biriymişim. Belki de bu yüzden ileride çocuk doğurma olayı beni çok korkutuyordur.

Son zamanlarda aldığımız habere göre Marmara Deniz’inin büyük bir tehdit altında olduğunu öğrendik. Marmara denizi salyalanma ile tehdit altında. Siz ne zaman Marmara Deniz’ini salyalı gördünüz? Masmavi denize ne oldu. Allah aşkına biz çocuklarımıza denizi tanıtırken salyalı mı tanıtacağız. Aklım almıyor yaa. Biz insanlar ne kadar vurdum duymaz, kirli varlıklarız. Evet, tüketici toplumuz ama temiz ve duyarlı olamıyor muyuz? Hiçbir canlı bizim kadar güçlü etkilere sebep olmuyor. Bu deniz nasıl böyle oldu. Gerçi 2002 yılında Gürallar bu denizin kirlendiğini fark edip temizlemeye başlamışlardı. Geçenlerde de bunu ilan ettiler. Peki, o zamandan beri biliyorduk da nasıl oldu da bunu tamamen engelleyemedik. Ne olacak şimdi? Ya çözüm bulunamazsa tüm denizi salyalı düşünebiliyor musunuz? Yaz aylarında biz bu denize çoluk çocuk girip yüzüyorduk. Balık tutuyorduk. Bir keyfi ve anlamı vardı doğanın ve yaşamanın.

Ben yine şanslıyım ki milenyum çocuğuyum doğanın iyi halini teknolojinin gelişmemiş halini de gördüm ve bunları karşılaştırabiliyorum. Benim çocukluğumda akıllı telefonlar yoktu. Çokta iyiydi biliyor musunuz? İnsanlar birbirine gösteriş yapmıyor, yemek masasında telefonlarına bakmıyor ve sinemaya giderek film izlemek zorunda kalıyorlardı. Birbirlerinin dillerinden anlamaya çalışıyor ve iletişimi güçlendirmeyi öğreniyorlardı. Şimdi ne iletişim, ne hayat, hepsi boş vallahi. Yazık oldu. Üzülüyorum ama ne çare! Ben bile bazen kaptırıyorum kendimi telefona; unutuyorum iletişim kurmam gerektiğini ve bunun hayatının bir kanunu olduğunu. Hayatım boyunca ne zorluk ve kötülükler daha göreceğim bilemiyorum. Dünyada bir karamsarlık var. Hastalıklar arttı, psikolojik problemler arttı ve huzura da arada bir telefon açıyorum bazen geliyor bazen gidiyor. Güzel olsun, evet sadece güzel!