Cumhurbaşkanımız sn. Recep Tayyip Erdoğan’ın sürekli yurtdışı ziyaretlerde bulunmasının kanıtladığı gibi, Türkiye özellikle son on yıl boyunca uluslararası ilişkilerinde, havada dolaşan kuş misali, emniyetli, güvenlikli olarak konuşlanacak bir yer arıyor ama, henüz istenilen sonuca ulaşılabilmişdeğil. Çünkü dünyadaki gelişmeler için de istikrarlı demek mümkün değil. Bu durum dünyanın içinde bulunduğu Küresel başarısızlıktan başka bir şey değil. ABD-Kuzey Kore, ABD ve Suriye Irak Politikaları, Japonya-Çin, Afrika’daki, Güneydoğu Asya’daki

Gelişmeler, AB’nin sorunları derken, dünya adeta kazan gibi kaynıyor.
Kuraldır; sorunları çözmek için silaha başvuran siyaset başarısızdır. Bu günkü dış siyaset, Türkiye’yi güneyinde, çok sayıda ülkenin katılması olası bir savaşın eşiğine taşıyor. Diğer taraftan kimi vatandaşlarının karıştığı yolsuzlukların davaları, Ankara’da değil New York’ta görülüyor. NATO’da ABD’den sonra en büyük orduya sahip olmasına karşın askeri manevralarda bile utanç verici derecede küçük düşürülebiliyor. Bunların hepsi Türkiye’ye karşı plânlanmış hareket gibi. Türkiye’nin güçlenmesi, dünya siyasetinde ve Ortadoğu da söz

sahibi olması, kimsenin işine gelmiyor. İstiyorlar ki, emirlerine amade bir Türkiye olsun. Onun içinde Türkiye aleyhine kullanabilecekleri her fırsatı değerlendirmeye çalışıyorlar.
Bu gelişmelerin de etkisiyle TL, yabancı paralar karşısında sürekli değer kaybediyor ve bu, ekonomiye enflasyon ve işsizlik olarak dönüyor. Dolar ve euro’da gelinen durum, bunu ap açık gösteriyor.
Ülkenin dış ilişkilerindeki bu gelişmeler karşısında geliştireceği reflekslerde, son derece tutarlı ve sonuç alıcı olmak durumundadır. Küresel çevrelerde olağandışı bir belirsizlik ve kuşku ortamı oluşturuyor, buna da özellikle dikkat etmek gerekiyor. Daha açıkçası, çok hassas bir süreçten geçiyoruz. Atacağımız adımlara çok özen göstermemiz gerekir.

Geçmişten ders alınsaydı...
Türkiye’nin dış siyasetteki istenilen hedefe ulaşamamış olmasının nedeni, bu ülkenin ana akım siyasetinin, 1945’ten sonra dünyadaki gelişmeleri doğru okuyamamasıdır. İktidarların küresel şaşkınlığa ve dış siyasette sıkıntıya düşmüş olması, bulunan bu büyük eksikliği bir ölçüde de olsa giderecek bir çalışma var; ‘Küresel Tarihçe’, 1945-1979 (Yordam Kitap, Ekim 2017) yayımlandı. Yapıt, dönemin siyasal ve ekonomik gelişmelerinin bilimsel bir çözümlemesini veriyor.
Kendisi 1960’lı yılların o olağanüstü özgürlükçü düşünce ortamının toplumcu ürünü olan; gerek plânlama bürokrasisinde, gerekse ODTÜ’deki etkin çalışmalarıyla bilinen Prof. Dr. Oktar Türel, bu yapıtıyla akıcı bir Türkçe ve sağlam bir içerik ve biçim ile özgün bir ekonomi politik ürünü sergiliyor.
Çalışma, II. Dünya Savaşı sonucu yıkılmış olan uluslararası siyasal ve ekonomik düzenin, kuralları ve kurumlarıyla nasıl yeniden yapılandırıldığını ve işlerlik kazandığını; bunun sonucunda ulaşılan ve kapitalizmin altın çağı denilen ekonomik sıçramayı ve bununla eşzamanlı uluslararası siyasal değişimleri somut olgularla, olaylarla ve ülke örnekleriyle destekleyerek, ayrıntılı biçimde ele alıyor. Soğuk Savaşın ilk evresi olarak adlandırılan 1945-79 döneminin iki kutuplu dünyası; üçüncü dünyanın oluşumu; kapitalizmin niteliksel değişimine bağlı olarak merkez ülkelerinde görülen ekonomi politikası değişimleri; çevre ülkelerinin bunlara uyumu; gelişme iktisadının doğuşu; 1968 sonrasında,1945’te başlayan ve Keynes’in damgasını taşıyan kurgunun ya da Oktar’ın deyimiyle,paradigmanın çözülüşünün öyküsü ve Çevrenin buna uyum sağlamasındaki sorunlar, nedenleri ve nasıllarıyla inceleniyor.
Osmanlı’nın çöküşünün görgü tanığı büyük şair Tevfik Fikret, ‘’Düşmek, etrafı görmemektendir’’ der.
Türkiye etrafını görmek ve düşmemek için, özellikle de küresel belirsizlik bulutlarının koyulaştığı bugünlerde, geçmişin dış dünyasını da enineboyuna ve bilimsel olarak çalışmak, öğrenmek ve özümsemek zorundadır.
Oktar, bu çalışmasının Küresel Tarihçe, 1980- 2009 adlı ikinci kitabını sağlığım elverirse 2019’un ilk yarısında tamamlayacağım diyor.

Bu nokta da, bilhassa Atatürk’ün o devirlerde izlediği dış politika çok iyi etüt edilmeli,

gereken dersler çıkarılmalıdır.

SON SÖZ: ‘’ DÜNYA OLMUŞ DOKUZ KULPLU BİR KAZAN, BİR UCUNDAN SENDE TUT, SENDE KAZAN’’