Sene; 1979.. Hilmi Kürklü'den "Toros Ekspres" adı ile İsmail Okuroğlu tarafından satın alınan, Adana'nın "efsane gazetesi" Güney Haber yılları.. Gazetecilikte çok yeniyim.. Hayallerim var, umutlarım var, hedeflerim var.. İçim kıpır kıpır.. Amacım güzel haberlere imza atmak, adımı duyurmak. Mükemmel bir kadro içinde kendimi ispatlamak istiyorum, fakat işimin zor olduğunu da biliyorum..

Kadroda kimler yoktuki;

Erol Erk, Kenan Gedikoglu, Nejat Çorapçıoğlu, İzzet Kalkan, Şahin Esendemir, Erol Karataş, Özer Öztep, Mehmet Serbes, Rıfat Yalçın, Ali Pekmezci, Sebahattin Ütkür, Mekin Nadirler, Cihan İşisağ, Erhan-ilhan-Gürsel Erk, Ruhi Yangın, Ünver Ergün, Murat Zöhre, Ahmet Sümer, mizanpaj üstadı Cemal Urak, Mesut Başaran, Ahmet Galip Oğuzer ve daha niceleri..

Ben o yıllar Erol Erk'in isteği ile Cemal Urak'la birlikte teknik serviste sayfa çiziyorum.. Edebiyatıma güvendiğim için bazı denemeler yapıyor, ustam Erol Erk'e gösteriyorum.. Birgün beni yanına çağırdı, şunu söyledi; "Senden bir halt olacak ya, dur bakalım.. Bundan böyle hem sayfa çizecek, hem habere çıkacaksın.. Sana güveniyorum beni mahcup etme." O anki sevincim arş-ı alalara çıkmıştı.. Ertesi gün "ya Allah" diyerek, haber peşine düştüm.. Düştüm ama, "haber mi beni bulacak, ben mi haberi bulacağım?" sorusu beynimde zonkluyor.. Gazeteden çıktım, köşede babamla karşılaştım.. "Sana geliyordum oğlum, ne var ne yok?" dedi.. Anlattım.!

Askeri darbe olmuş, dumanı tütüyor, durumlar vahim.! "Yokluklar zamanı." Bırakın İnterneti, bilgisayarı, cep telefonunu.. Ev telefonu bile her evde yok.. Bir daktilo var.. O kadar.. Haber yapmak, tamamen yeteneğe ve şansa bağlı.. Şansın yardım ederse yaparsın, etmezse fırçayı yersin.. Böyle bir ortam.. Babam; "Oğlum bit pazarına doğru gideceğim istersen benimle gel" dedi.. Haber bulurum ümidiyle gittim.. Epey bir zaman yürüdükten sonra, salaş bir kahveden içeri girdik.. "Kuşları Koruma ve Kalkındırma Derneği" yazan alana doğru hamle yaptı babam.. Kocaman bir perde var.. Perdeyi kaldırdı, geniş avlusu olan bahçeye daldı.. SAC'dan yapılmış geniş çemberin içine iki horozu atmışlar, ölümüne döğüştürüyorlar.. Onlarca kişi, ellerindeki paraları birisine verip, adını yazdırıyor.. Kimisi horozun gagasını, kimisi de pençelerini zımpara ile sivriltiyor ki, vurduğu zaman rakibini yaralasın, pes ettirsin, ya da öldürsün.. Elimde, avuç içini ancak doldurabilecek "pentaks" marka makine var.. "Ha bire" fotoğraf çekiyorum.. Babam en önde.. Elinde para var, coşkuyla bağırıyor, çağırıyor.. Kendimi o heyecana kaptırmışım, ne olacağını merak ediyorum.!

"Kazanan- kaybeden" belirlendi.. Birden suskunluk oluştu.. Babamla vedalaşıp ayrıldım.!

Ağustos ayı.. Asfalt eriyor, Adana yanmıyor, kavruluyor.!

Gazeteye gelip, Erol Erk'e durumu anlattım.. Büyük ilgi gösterdi.. Film karanlık odada yıkandı, fotoğraflar basıldı.. Teknik servise indim, sayfa çiziyorum.. Erol Erk çağırdı, beni kucakladı; "Ödüllük haber yakalamışsın bıravo" dedi.!

İki sayfayı birleştirdik, "göbek sayfa" yaptık.. Ben haberi, Erol Erk'te baştan aşağıya doğru inen "utanmazlar" yazısı yazdı.. Haber büyük ses getirdi, Adana çalkalanıyor..

Evdeyim.. Annem sokak başındaki Yusuf amcaların evine telefon edip, beni çağırdı.. Gittim.. "Baban gelmedi, sizde mi kaldı oğlum" dedi.. "Hayır anne" dedim.. Babamın amcamlarda olabileceğini düşünüp, bize yakın olan evine yöneldim, babam orada da yoktu.. Gazeteye gittim.. Gazetenin önü kalabalık.. Kalabalığın arasından sıyrılıp, yukarıya çıktım ve Erol Erk'in odasına girdim.. Erol ağabey beni görünce; Oğlum, haber büyük ses getirdi, Adana Valisi Erdoğan Şahinoğlu, emniyet müdürünü aramış ve fotoğraftaki kişilerin derhal bulunup, ifadelerinin alınmasını emretmiş.. Babam da aralarında olmak üzere, fotoğraf karelerinde kim varsa, tam üç gün boyunca ifade vermiş.. Üç gün sonra babam gazetenin önünde bağırıyor ve şunları söylüyor; "Erol bey, Erol bey.. Süleyman'ı saklama, yanıma yolla.. Onu götürüp DNA testine sokacağım.. İnsan babasını yazarmı yahu? Onun yüzünden nezarette kaldım.. O benim oğlum olamaz."

Erol Erk, gülerek baktı; "Baban çok ama çok haklı Sülo" dedi..

..........

Gazetecilikte ilk ödülümü almamı babama borçluyum.. Ödülümü O'na armağan etmek istedim; " Al o ödülü anana götür eşek oğlu eşek" diye hiddetlendi, aslanlar gibi de kükredi.!

..........

Ölenlere Allah'tan rahmet, kalanlara uzun ömürler diliyorum.!