Mustafa Kemal Atatürk’ün ülkemizi kurarken yapmış olduğu inkılapları(devrimleri) anlayabilmemiz için Ortadoğu’da bugün olanlara ve yaşanan olayların temelden sebeplerini incelememiz şarttır.

Bütün olayları bir köşe yazısında anlatmak mümkün olmadığı için bu yazı bir özet olacak.

Lübnan 1923 yılında Fransızlar tarafından kuruldu. Anayasası Fransızlar tarafından yazıldı ve Anayasaya göre Lübnan laik, demokratik çağdaş bir ülke olarak kuruldu. Laik olduğu iddia edilen bu anayasada Başbakan Sünni, Cumhurbaşkanı Hıristiyan, Meclis Başkanı ise Şii olmak zorunda…

Yani Lübnan Anayasasında liyakate göre değil de, mezheplere göre sorumluluklar verilmiş, laiklik yazılı olmasa da fiili olarak devredışı bırakılmış.

Lübnan’da bunlar yapılırken öte yandan Anadolu’da yabancılarla işbirliği yapan hainler cezalandırılıyor, tarihe gömülmeye çalışılan Türk Milleti yeni bir ülke kuruyordu. Asya ve Avrupa arasında bulunan eşsiz bir coğrafyada kurulan bu ülkenin kendini koruyabilmesi için her detay en az bin yıllık düşünülmeliydi.

Türk Milleti şanslıydı. Başında bunu düşünebilecek bir dahi vardı. Üstelik sadece dahi değildi, geldiği topraklara sadık, Milletinin çıkarları söz konusu olduğu zaman gözü kara ve aynı zamanda birkaç dili konuşabilen entelektüel bir lider; Mustafa Kemal Atatürk!

Mustafa Kemal Atatürk, Suriye’den Lübnan’a, Libya’dan Bulgaristan’a kadar coğrafyayı bütün detayları biliyor ve bölge halklarına karşı oynanması muhtemel bütün senaryoları öngörebiliyordu. Dolayısıyla Lübnan’da kurulan mezhepçi nizamı Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne de tehdit olabileceğini gördü. Zira aynı dönemde Irak ve Suriye’de birkaç parçaya etnik ve mezhep yapıları baz alınmış ve buna göre idari yapılar yine Fransız-İngiliz ortaklığıyla oluşturulmuştu.

Türkiye’de yaşanan bağımsızlık devrimleri ile ilgili doğuda işbirliği yapabilecek ülkeler de sınırlıydı. Dolayısıyla Fransızlar bölgede istedikleri şekilde hareket edebiliyorlar ve Türk sınırlarını da tehdit eden girişimlerde kolayca bulunabiliyordu.

Bir süre sonra Atatürk’ün Anadolu’da bulunan bütün etnik yapıları kapsayan Türk Ulusu tanımı da Fransız ve İngilizler tarafından tehdit edilmeye başlandı. İngilizler Şeyh Sait gibi hainler üzerinden hem etnik hem de mezhep hassasiyetleri oluşturmaya çalışırken, Fransızlar da bu alçak projeye uygun şekilde yapıları arttırmaya çalışıyorlardı. Fransızlar Suriye’de mezhep ve etnik hassasiyetler üzerinden Halep, Şam, Süveyda, Lazkiye-Tartus şehir devletlerini kurmuş ve bunlar üzerinden bir Suriye Federasyonu oluşturmuştu. Son olarak bu yapılara Hatay’ı da eklemek istediler.

Fransızlar Hatay’da Lübnan benzeri bir devlet kurarak anayasasını da Lübnan’la birebir aynı yapmak istiyordu. Kırk asırlık Türk Yurdunda kurulması planlanan bu devlet zamanla Anadolu’yu da hedef alacak ve sosyal bölünmelere de neden olacaktı.

O dönemde hem oluşturmuş olduğu ulusal birlik tehlikesi hem de Türk toprağı olması nedeniyle Hatay, Mustafa Kemal Atatürk’ün şahsi meselesi ve Türk Milleti’nin davası haline gelmiştir. Hatay’ın şahsi meselemiz olmasının tek nedeni de bu değildi elbet ama bu gerekçe de önemliydi.

Yani Atatürk her ne olursa olsun her türlü müzakereye açık bir liderdi ama bir istisna hariç; Türk Ulusunun Milli Birlik ve Bütünlüğü!

Atatürk’ü 10 Kasımlarda anarken her yılın geri kalan 364 gününde Türkiye’nin Ulus yapısı üzerinden anlamaya, Ortadoğu’dan dersler çıkararak da nedenlerini görmeye başlamalıyız.

Atatürk’ü anlamak;

·        Terörle müzakereyle değil, mücadeleyle olur

·        Terörist başını ağırlamakla değil, teröristin başını ağrıtmakla olur

·        Emperyalistlerin bize dayattığı projelerine yalandan Milli kılıflar bularak değil, gerçek ve samimi Milli projelerle olur

·        Türk Ulus yapısını bozarak değil, gerekirse savaşarak ailemizi, kendimizi feda ederek korumakla olur

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü Sevgi, Saygı ve Minnetle anarken kendisini anlayacağımız ve tam bağımsız olacağımız yıllar diliyorum.