Gerçekten Anadolu'da huzur nasıl sağlanır?
Bakın, önce şu açık gerçeği bilelim! Anadolu'da huzur; Türk Sorunu çıkarmadan sağlanır. Anadolu'da huzur, Milli Devlet kesinliğini asla tartışmaya bile açmadan sağlanır. Anadolu'da huzur, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kuruluş ilke ve felsefesini mutlaka koruyarak sağlanır. Anadolu'da huzur, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kurucu iradesine tam bir bağlılıkla sahip çıkarak sağlanır. Anadolu'da huzur, bölücü, yıkıcı, eli kanlı terör örgütlerini yok ederek sağlanır. Başka türlü nasıl sağlanır? Bu saydıklarımın dışında Anadolu'ya huzur gelmesi mümkün değildir. Umut hakkının ne olduğunu tam bilmiyorum. Umut hakkının ne demek olduğu bütün açıklığı ile anlatılsa da biz de öğrensek. Umut hakkı terörist başının dışarı çıkıp elini kolunu sallayarak ülkede gezmesi ise eğer, o zaman Anadolu'da huzur nasıl sağlanır bilmiyorum, anlamıyorum. Bu çözüm süreci diye topluma, Türk Milleti'ne kabul ettirilmeye çalışılan oyunun sonu aslında terötistbaşının dışarı çıkması mı? Bu durum kabul edilebilir bir durum değildir. Bu durum gerçekleşirse Anadolu'da huzur olmaz. Bugüne kadar söylenenleri, yazılanları, çizilenleri sadece siyasi manevra diye görme eğiliminde idim. Hâlâ da bu görüşümü devam ettirmek istiyorum. Ama terörist başının dışarıda olması gibi bir durum gerçekleşecek olursa huzur nasıl düşünülebilir? Dünyada neler oluyor, çevremizde neler oluyor, ülkemizin ekonomik durumlarında neler oluyor diye yazmak, konuşmak gerekirken biz uzun zamandan beri bitmiş eli kanlı terör örgütünü aklama, paklama işlerine engel olabilmek için uğraşıyoruz. Yani toplumca bütün enerjimizi narko terör örgütü ile harcıyoruz. Peki neden? Bilen, anlayan varsa söylesin. İnsanımız arasında en çok konuşulan konu da bu. Dünyadaki, çevredeki ağır konular varken, ülkenin ekonomisi bu durumda iken, insanımız günlük yaşantısında her konuda bunalmış iken neden elli bin kişinin katilini aklama derdine düşüyoruz?
Bu terör örgütünün istekleri ortada iken, destekçilerinin neyi amaçladıkları ortada iken buna nasıl razı olabiliriz? Gerçekten çok garip bir durumdayız. Dünyamız, bölgemiz ve ülkemiz bu kadar ağır şartlar içerisinde iken bari birbirimizi üzmeden bu dönemi atlatalım diyeceğim ama bu nasıl olacak? Terörist başının umut hakkı ne ise bunu savunarak nasıl birbirimizi anlayabiliriz ki! Ama her şeye rağmen birbirimizi anlamak zorundayız. Bunun bir yolu şudur: İnsanımız, katı bir kişisel, grupsal, partisel bağlılık yerine ülke ve millet ölçülerini koyarak düşünmelidir. Çünkü yaşadığımız olaylar bunu gerektirmekte ve bunu anlatmaktadır. Milli Mücadele döneminde 23 Nisan 1920'de Meclis kurulduğunda Meclis'te her düşünceden insan vardı. Hatta Saltanat'ın kaldırılmasına karşı olanlar bile vardı. Ama bütün bu görüş ayrılıkları Vatan'ın düşmandan kurtarılması konusunda ortak hareket etmeye engel olmadı. O zaman yapılan gene yapılmak zorundadır. Hepimiz aynı gemideyiz. Gemi batacak olursa kimse kurtulamaz.