Gerçekten bu şartlarda nasıl yazı yazabilirim? Hiç yazmayıp sayfayı boş bırakıp isyanımı göstermek istedim ama ne yararı olacak ki diyerek yazmamaktan vazgeçtim. Çünkü kulaklar sağır, gözler kör, vicdanlar kapalı duruma gelmiş. Uzun zamandan beri yazıp söylüyoruz. Ne diyoruz?

1- Her ne olursa olsun, şartlar ne olursa olsun ve ne kadar ağır olursa olsun ü-mit-siz olunmamalıdır.

2- Televizyon kanallarında pislik kusan programlar, lağım gibi diziler olmamalıdır.

3- Fikir ve düşünce anlamında artık kimseyi kandırmak doğru değildir. Böyle devam ederse insanlarda boşluk oluşur.

4- Nefret dilini kullanmanın, eleştiri ile nefreti birbirine karıştırmanın, toplumu ayrıştırmanın, kutuplaştırmanın sonu çok kötü olur. Bu nefret dili konusu herkes için geçerlidir.

Evet, maalesef, maalesef ve maalesef çok, çok, çok üzücü. Akıl alır gibi değil. Bir öğrenci okula girip önüne gelene kurşun sıkıyor. Öbür gün başka bir öğrenci tam beş tane tabanca ve yedi tane şarjör ile okuluna gidip katliam yapıyor. İnanılmaz, kabul edilmez, suskun kalınmaz. Bütün dünyada vahşi kapitalizmin dayatmalarına, isteklerine, zorlamalarına karşı dengeli bir insan olarak kalabilmek zaten bir mücadeleyi gerektirirken bir de ülkemizde nefret dili kullanmak işte bu sonuçlara vardı maalesef. Elbette tek neden bu nefret dili değil. Zaten böylesine çok ağır bir toplumsal olayın tek nedeni olmaz. Ama nedenlerinden biri olmak ve hem de ağırlaştırıcı neden olmak doğru mu idi? Bu aşamadan sonra şu durumları beklemeliyiz. Birincisi, umarım, temenni ederim ki örgütlü bir durumla karşı karşıya değiliz ve bir yenisi olmaz. İkinci beklenti, artık ülkemizde hiç kimse nefret dilini kullanmaz. Üçüncüsü, pislik yayan televizyon programları ve lağım gibi diziler yapılmaz.

Nefret dilinin üzerinde mutlaka durmak gerektir. O kadar önemli bir konu ki, etkilenmemek çok zor. Bir de sanal dünyanın akıl almaz kışkırtıcı özelliğini bu duruma eklersen böyle bir durumdan çıkmak nasıl olur? Telefon, televizyon bağımlılığı sadece çocuklarda, gençlerde değil, maalesef büyüklerde bile oldukça yaygın. Artık böylesine ağır, dayanması zor bu olayları yaşadıktan sonra istisnasız herkesin, ama herkesin yeniden kendisini sorgulaması ve değiştirmesi şarttır. Dünyada insanlar zaten vahşi kapitalizmin kıskacında çırpınırken, dünya zaten köksüz devletlerin namussuz istekleri ile kavrulurken biz ülkemizde olsun birbirimize nefretsiz bakmaya uğraşmalıyız. Çünkü hepimiz aynı gemideyiz. Gemi batarsa hepimiz batarız. Söyleyebileceğim son söz: Eleştirmek için nefret etmek, yönetmek için kutuplaştırmak, yaşamak için öldürmek, var olmak için başkalarına umutsuzluk yaymak asla gerekli değildir.