Bir koltuk düşünün…

O koltuk makam koltuğuysa hele, sanki tanrısal bir güçle kutsanır. O koltuğa yeter ki bir defa otursun, bir daha kalkmak istemez. Kalkarsa sanki ruhu bedeninden çıkacakmış gibi bir boşluğa düşer.

Bir koltuk düşünün…

Birçok insan için çok önemlidir. Kimileri üzerinde oturur, düşünmeyi öğrenir, kimileri üzerine oturur karar vermeyi ögrenir, kimileri üzerine oturur insanları değerlendirmeyi, plan program yapmayı, olumlu işlere imza atmayı öğrenir.

Kimileri ise üzerinde uzanır, düşünmeden yargılamayı, yapmadan yıkmayı, insanları harcamayı, keseyi doldurmayı, çalmayı çırpmayı, halkın parasını savurmayı öğrenir.

Ah o koltuk var ya o koltuk, oturmayan peşinden koşar, oturduğunda ise milleti peşinden koşturur.

Ve beklenen an…

Koltukta oturanlar yıllar geçtikçe zamanın geçmediğini, görev süresinin “sonsuz bir hizmet” olduğunu savunmaya başlar. Görevi bırakmak mı? O da neymiş? Bu bir bedel ödemektir, bırakılır mı hiç?

Koltuk ile ilgili birçok deyim var bildiğiniz gibi, “koltuk kavgası”, “koltuk sevdası”, “koltuğu ele geçirmek”, “koltuğundan olmak”, “koltuğuna sahip çıkmak” gibi koltuktan türetilmiş onlarca söz var.

Koltuğu sadece koltuk olarak görmek zor. Koltuk siyasetin dışına çıkıldığında da farklı değil. Aynısı iş hayatında, odalar da, derneklerde, cemiyetlerde vs.

Yani yönetici bir kez koltuğa oturduğunda, gözler başka bir şekilde görmeye başlar. Eskiden “toplum” dediği insanlar artık “dış paydaşlar”, “bürokratik yapı”, “gereksiz kalabalık” gibi etiketlere dönüşür. Kulaklar sadece “efendim haklısınız” tonuna ayarlıdır. Gerçekleri söyleyen sesler? Onlar ya yankılanmaz ya da yankılanır da işlerine gelmez.

Ama, yönetici gider, koltuk kalır. Başka biri gelir, koltuk yine aynı…

Ama ne yazık ki, o koltuğun altına yıllar içinde dökülen kırıntılarla beslenen o zihniyet unutulur gider. Unutulmak istemiyorsan o koltuğun hakkını ver. Unutmayın o koltuklar asla boş kalmaz…

NOT: Bu yazıda anlatılan kişi ve kurumlar hayal ürünüdür. Ama gerçek hayatta sık sık karşılaşılabilir.