‘Adalet mülkün temelidir’ sözü, ülkemizin her yerindeki adliye binalarında ve duruşma salonlarında asılıdır. Cümle çok kısa ve anlaşılır gibi dursa da, esasında birçoğumuz için yanlış bilinmektedir. Bunun sebebi de cümle içerisindeki ‘mülk’ kelimesinin gayrimenkul ya da taşınmaz biçiminde anlaşılmasındandır.

Hâlbuki buradaki ‘mülk’ kelimesi, Arapça bir kelimedir ve "devlet, ülke, iktidar, düzen, egemenlik, saltanat" anlamlarına gelir. Yani bu cümlenin anlamı tam olarak şöyledir; "Adalet devletin (egemenliğin) temelidir."

Birçoğumuz ise, bu sözün Mustafa Kemal Atatürk’e ait olduğunu bilir. Bilenler bilir ama ben yine de küçük bir hatırlatma yapayım. Adalet mülkün temelidir sözü, Hz. Ömer’e aittir.

Peki, dünya kurulduğu, yerleşik hayata geçildiği günden itibaren herkes için büyük önem taşıyan adalet, geçmişten günümüze nasıl işlemiş, nasıl sağlanmış?

Bunun için taa Babiller dönemine giderek, siz değerli okurlarımıza kısa bir hikâye paylaşmak isterim.

Bakınız, ‘Adalet’ o dönemlerde ne kadar önemliymiş…

***

Babiller, güneşin ilk ışıklarıyla birlikte uyanır, Nil'in doğusunda, Mezopotamya'daki geniş ovaya yayılan krallıklarının bereketine şükrederlerdi. Şükürlerinin sebebi, içlerindeki tüy gibi hafif olmalarını sağlayan güven ve huzurlarıydı.

Güven ve huzurlarının kaynağı, her bireyin müreffeh bir yaşam sürmesiydi. Refahın anahtarı yine ülkedeki adalet ve hukuk sistemiydi. Çünkü adalet her şeyin başıydı. Ülkedeki ticareti, ekonomik ve sosyal çarkı bu güç döndürüyordu. Aksi takdirde eşkıyaların kol gezdiği, hükmün olmadığı bir coğrafyada kim, neden ticaret yapsın ki?

Günün birinde, küçük bir kasabada, yaşlı bir çiftçi olan Purat, başını ellerinin arasına almış, üzgün bir şekilde evinin önünde oturuyordu. Yıllardır ekip biçtiği tarlasındaki mahsul, komşusu tarafından çalınmıştı. Geçen yıl biriktirdiği tüm gümüşlerini ve altınlarını da yine aynı adam zorbalıkla ondan almıştı. Eli sopalı beş oğluyla, istediği her zorbalığı komşularına yapabiliyordu. Adaletin olmadığı bu yerde, kime gideceğini bilemiyordu.

Purat, çaresizlik içinde Babil'in Büyük Kralı Hammurabi'nin adını anımsadı. Hammurabi, adaleti sağlamak ve halkını korumak için Tanrılardan ilham aldığı söylenen bir kraldı. Kısasa kısas nizamı üzerine, kanunlar halkın üzerine bir güneş gibi doğarak imparatorluğu aydınlatacaktı.

Kralın şiarı buydu: ‘Göze göz, dişe diş…’

Çiftçi, son umudunu kralın adaletine bağlayarak, uzun bir yolculuğa çıktı. Hammurabi’nin görkemli sarayına vardığında, kralın huzuruna çıkmak için sırada bekleyenlerle dolu geniş bir avlu gördü. Saatlerce bekledikten sonra, nihayet huzura kabul edildi. Yaptığı evin çürük duvarı yıkılınca, iki çocuğun ölümüne sebep olan inşaat ustası ölüme mahkûm edilmişti, hıçkıra hıçkıra ağlayarak dışarı çıkarıldı.

***

Hammurabi tahtında oturmuş, derin ve bilge bakışlarla Purat’ı dinledi. Çiftçi, komşusunun geçen yıl tüm birikimine el koyduğunu, bu seneki mahsulünü de çaldığını ve adalet aradığını anlattı. Hammurabi dikkatle dinledikten sonra sessizce yerinden kalktı. Kral, adaletin sembolü olan büyük bir taş tabletin önüne geldi. Bu tablet, Tanrılardan aldığına inandığı adalet ilkelerini içeriyordu.

Kral, derin bir nefes alarak konuşmaya başladı; "Adalet, bir halkı ayakta tutan en önemli değerdir" dedi Hammurabi.

"Halkımın huzur ve refah içinde yaşamasını istiyorum. Bu nedenle, her bireyin hakkı korunmalı, her haksızlık cezalandırılmalıdır."

Hammurabi, Purat’ın komşusunu ve zorba çocuklarını saraya getirtti. Mahsulü çalan komşu, kralın karşısında titreyerek gerçeği itiraf etti. Kral, komşuya ve oğullarına kanunların öngördüğü adil bir ceza verdi ve Purat’ın kaybettiği mahsulün iki katını geri almasını sağladı. Purat, kralın adaletine minnettardı, "Halkın için adaleti sağladığın sürece, Babil yükselmeye devam edecek Yüce Kralımız," dedi.

Hammurabi, gülümseyerek başını salladı, "Adalet, krallığımın temelidir. Adaletin olmadığı yerde, ne refah olur ne de barış. Bu nedenle, kanunları gözetmeli ve halkıma hizmet etmeliyim" dedi.

***

O günden sonra, Purat’ın hikâyesi tüm Babil’de yayıldı. Her bireyin krallığına ve adalete duyduğu muhabbet arttı. Hammurabi’nin adaletine olan inanç, halkın gönlünde derin kökler saldı. Kralın hükümleriyle kurulan bu güçlü temeller üzerine, Babil büyüdü ve tarih boyunca herkesin takdir ettiği bir krallık haline geldi.