\n

Ülkemizde Ağustos 2021 itibariyle 4 kişilik bir aile için açlık sınırının 3 bin 589 TL (gıda dışı gereksinimler için yapılması gereken harcama 8 bin 808 lira), yoksulluk sınırı ise 12 bin 397 TL’ye yükseldiği belirtiliyor. Evet, birçoğumuz sadece yoksul değil, açız! Şu an bazılarımızın, ‘Halimize şükretmeliyiz’ dediğini duyar gibiyim. Tabii ki de şükretmeliyiz, fakat bunu yaparken insani standartlarda yaşama hakkımızı ve bize bunu sağlayacak olan ülke kaynaklarımızı koruyarak aptal yerine koyulmaktan da geri durmalıyız. Örneğin; 3. köprü olarak bilinen Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nün en önemli ortağı bir İtalyan firma. İsmi önemli bir atamızın ismi olsa da, kaymağını yiyenler İtalyanlar.

MİLLİ KAYNAKLARIMIZ YABANCILAR TARAFINDAN TÜKETİLİYOR!

Türkiye’nin en önemli kruvaziyer (turistik amaçlı olarak çalışan yolcu gemileri ) limanı olan Kuşadası Limanı, bunun yanında da Galata Limanı yakın zaman önce İsraillilere satıldı. Türk Telekom Araplara, İzmir Limanı Hong Konglular, rakı üretimi İngiliz ve Amerikalılara, bankalarımızın yüzde 99 hisseleri Yunan-Arap ve Amerikalılara, ülkemizdeki maden işletmeleri ise İngiliz ve Amerikalılara çoktan satıldı bile. Listeyi okumak saatler süreceği için bu kadarla bırakıyorum. Kısacası Milli kaynaklarımız yabancılar tarafından tüketildiği için, halkımız insani yaşam standartlarından gün geçtikçe uzaklaşıyor.

Tüm bunlar bir yana, şu anda işçilerin haklarını korumak için grev yapmaları ülkemizde yasak. Yani; patronlarınız sizin haklarınızı yiyor ve kandırıyorsa, buna tepkinizi gösterme hakkınız yok. Bunu yapıyorsanız tutuklanıyorsunuz! Kısaca her şey zenginden yana. İşçiyseniz, insan olmaya değer görülmüyorsunuz demektir. Üstelik ‘Aldığınız maaş neyinize yetmiyor!’ der patronlar.

PEKİ, TÜRKİYE HEP BÖYLE MİYDİ?

Türkiye elbette böyle değildi… Size Cumhuriyet’in işçilerine verilen değerin nasıl olduğunu bir örnekle anlatmak istiyorum. Geçtiğimiz yıllarda Türkiye’nin en büyük üretim kurumlarından biri olan Sümerbank Basma Fabrikası kapatıldı. Fakat işçileri hala o günleri unutmuyor. Atatürk’ün kurduğu bu fabrikanın çevresinde Sümerbank işçileri için hazırlanmış olan lojmanlar vardı. Kuşadası’nda Sümerbank işçilerinin dinlenebilmeleri için hazırlanmış olan tatil köylerinde, her sene çok düşük ücretlerle aileleriyle birlikte tatillerini yapabiliyorlardı. İşçi çocuklarını, Sümerbank Fabrikası’nın kendi bütçesiyle verilen burslarla okutuyordu. Aynı zamanda çalışma saatleri de düşük tutuluyor ve insanların ailelerine bol vakit ayırmaları sağlanıyordu. 700 kişilik bir sinema salonu vardı, haftada 6 gün film gösterimi yapılırdı. İşçilerin büyük bir tiyatro salonu ve tiyatro kulübü vardı. Fabrikada piyano kursları ve heykel kursları ücretsiz olarak veriliyor, sergileri çıkıyordu. Spor kulübü vardı, Türkiye’deki bir dönem en iyi futbol stadı o fabrikanındı ve o fabrika Aydın’ın Nazilli ilçesindeydi. Beşiktaş, Fenerbahçe gibi büyük takımların hepsi mutlaka orayı ziyaret etmişlerdir. Tenis kordu, patent pisti, voleybol ve basketbol sahası vardı. Ameliyathaneli, laboratuarlı hastanesi vardı. Kendi enerjisini kendi ürettiği santrali vardı, ürettiği enerjiyi kurulu olduğu Aydın’ın Nazilli İlçesine dağıtıyordu. İşçileri ücretsiz taşıyan tren sistemi vardı. Türkiye’de kreş yokken orada kreş vardı ve fabrika çalışanları çocuklarını gün boyu o kreşte gönül rahatlığıyla bırakabiliyorlardı. Kreşin doktoru ve birçok eğitmeni vardı. Hepsi Nazilli halkı ve işçiler için ücretsiz ya da normalin onda biri ücretlerindeydi. Bunlar hayal değildi sevgili okurlarımız. Bu fabrika 1937’den 1980’lere, hatta 2000’lere kadar böyle gitti.

***

1937 yılında Atatürk memlekete hayırlı olsun diyerek bu fabrikayı açtı. Yani; yüksek kâr elde edip mutsuz bireyler çalıştırmak yerine, mutlu bireyler ile yine yüksek kâr elde ediliyordu. Ulu Önder Atatürk’ün döneminde kurulan bütün fabrikalarda, sistem bu şekilde hazırlandı ve savaştan çıkan, üretim yapan tek bir fabrikası bile olmayan ülkemiz geniş çaplı bir ekonomiye sahip oldu. Eğer mutlu işçiler, mutlu bir hayat, verimli bir üretim, verimli bir ekonomi istiyorsak sistem tekrar o günkü şartlara dönüştürülebilmeli. Sizce de öyle değil mi?

Günümüze kadar kurulan devlet tesislerinin yüzde 80’ni yine Atatürk tarafından açılmıştı. Ancak son yıllarda hepsi yenilenmek yerine, ya yabancılara satıldı ya da kapatıldı. Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası da yakın zaman önce maalesef ki kapatıldı. Oradaki müthiş işçilik sistemiyle ilgili görsellere ve kayıtlara ulaşmak için internet üzerinden Sümerbank Basma Fabrikası diye aratarak birçok görsele ve orada çalışmış olan işçilere ulaşabilirsiniz.

Yine Atatürk tarafından kurulan TEKEL Fabrikalarındaki işçiler de iyi seviyede haklara sahiplerdi. Ancak TEKEL Fabrikası 2008 yılında İngiliz ve Amerikalı ortak firma olan bir şirkete satıldı. TEKEL işçilerinin çoğunluğu emeklilik haklarını bile kaybederek işten çıkarıldılar. Aylarca Ankara’nın soğuğunda açlık grevleri yapmalarına rağmen ne devletimiz, ne basın, ne de toplumumuz onlara sahip çıkmadı.

***

Günümüzün düzeni yoksulun kötü, mutsuz, acınası, saygı gösterilmeyen bir yaşam sürmesine neden oluyor. Ve zenginler için kurulan bir dünya, gün geçtikçe aradaki bu uçurumu arttırıyor.

Sizce de sistemde değişmesi gereken bir şeyler yok mu? Sizce de omuzlarında yükseldiğimiz işçilerin daha fazla hakka, insani yaşama ve çocuklarını mutlu yetiştirebilmeye hakları yok mu? En kısa zamanda Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki üretim sistemine ve mutlu işçi temelli çalışma hayatına geri dönmek dileğiyle…