Osmaniye, Hatay, Gaziantep'ten Kahramanmaraş'a uzanan kulvarda her ile giden, büyük bir ilgiyle okunan Adana'nın ilk ofset Gazetesi olma unvanını taşıyan efsane Güney Haber yılları..
Müthiş bir kadromuz var.. İmtiyaz sahibi İsmail Okuroglu, yayın yönetmenimiz, Erol Erk, yazı işleri müdürümüz, Kenan Gedikoglu, Haber müdürümüz Orhan İzzet Kalkan, Mehmet Serbes, Ünver Ergün, Ali Pekmezci, Rıfat Yalçın, Sebahattin Ütkür, Mekin Nadirler.. Gazeteye dışarıdan destek veren ustalar, Şahin Esendemir, Erol Karataş, Özer Öztep.. Spor servisimiz Ruhi Yangın, Ahmet Sümer, Gürsel Erk gibi güçlü isimlerden oluşmuş.
Ben o yıllar, Erol Erk'in kanatları altına girmiş, onun gibi olmak isteyen, henüz bıyıkları terlememiş biriyim..
Deli danalar gibi dur- durak bilmeden koşturuyorum.
.........
Güney Haber, çok büyük bir traj yakalamış, Hürriyet, Milliyet, Tercüman ile aşık atar hale gelmişti.
12 Eylül darbesi olmuş, vatandaş bırakın yüzbaşı, binbaşı'yı.. İki pırpır taşıyan çavuşun karşısında bile şapır- şapır terliyor, tir- tir titriyor..
Öylesine zorlu bir süreç var ve biz o amamsız, insafsız, imansız ve izansız süreçte gazetecilik yapmaya çabalıyoruz.
Erol Erki'n gaz vermesiyle, SÜZGEÇ adlı köşe'mi yazıyorum. Kanım fokur fokur kaynıyor.. Bıraksalar, "gözümü kırpmadan" PAŞALARA dalacağım.
........
Her sabah gazetenin önüne askeri bir jip yanaşıyor.. Asteğmen, basşavuş ve iki erbaş gazeteye çıkıyor, PAŞA'nın isimlerini verdiği yazarların yazılarını alarak, Kolordu Komutanlığı'na götürüyor..
"Mimlenen isimler" arasında ben de varım..
Daktilo yok.. Yazılarımızı el yordamıyla yazıyoruz..
Benim köşe yazımın "kağıt boyutu" Erol Karataş ağabeyimin boyunu tam 3 kez dolar ve hatta artar bile..
Kolordu'ya giden yazılarımızı engin gazetecilik bilgisi ile (!) inceleyen PAŞA, "Bu mahsurlu, bu mahsursuz" kararı verir, getiren askere "götür" diye kükrer..
"Götür" denilen, asker getirir getirmesine de, bizim yazılar KUŞ'a dönmüş..
Akbaba'da bir KUŞ..
Öyle olsa razı olacağız.. Değil ki.. Gelen yazı "muhabbet kuşu" olmuş anasını satayım..
İşin şakası yok.. Gazetenin dümeninde Erol Erk var.. Başımıza kötü bir durumun gelmemesi için bizlere SİPER oluyor.
Bir gün, beş gün, beş hafta aynı hikaye.. Metrelerce yazıyoruz.. Yazılarımız kolordu'da "kolon kanserine" yakalanıp, dönüyor.
........
Bu duruma daha fazla dayanamadım, Erol Erk'in yanına çıktım ve aynen şunu söyledim; "Bu adam gelsin senin yerine gazeteyi yönetsin.. Köyüme dönüp,, limon satacağım" dedim.. Vurdum kapıyı çıktım..
Erol Erk, 2,5 ay sonra Ünver Ergün'e; "Git Süleyman'ı bul, getirmeden de gelme" diyerek, Karataş'a gönderiyor..
Ünver, durumu anlattı.. Elindeki mektubu ve zarfı bana uzattı.. Mektupta şunlar yazıyordu; "Sendeki farklı ışığı ve yeteneği gördüm.. Beni seviyor, bana inanıyorsan geri dön ve kaldığın yerden devam et.. Alacaklarsa, mapus damlarında yatıracaklarsa birlikte gider yatarız. Elinde kalan limonları da fakire-fukaraya dağıt."
........
Zarfın içine 150 lira limon parası (!) koymuştu "koca yürekli Erol Erk."
O para da 2 maaşım ediyordu.