Türkiye'de işsizlik oranları uzun süredir tartışılan ve endişe yaratan bir konu olmaya devam ediyor. Ancak, özellikle son dönemde, yetkili makamlar ve işverenler cephesinden yükselen farklı bir ses, sorunun yalnızca niceliksel olmadığını, aynı zamanda niteliksel ve beklenti odaklı olduğunu öne sürüyor; "Türkiye'de işsizlik yok, iş beğenmeme var!" Bu iddia, özellikle sanayi, inşaat ve zanaat sektörlerindeki kalifiye eleman açığıyla birleşince, ülkenin istihdam tablosundaki derin bir çelişkiyi gözler önüne seriyor.
Sanayide Alarm! Kaybolan Zanaat ve Zanaatkârlar…
Başta sanayi bölgeleri olmak üzere, üretim ve hizmet sektörlerinin pek çok alanında işverenler, kaportacı, tornacı, kaynakçı, inşaatçı, marangoz, aşçı gibi ustalığa dayalı mesleklerde eleman bulamamaktan şikâyetçi. Bu, yalnızca mevcut bir işgücü eksikliği değil, aynı zamanda hayati zanaatların ve mesleki bilginin yeni nesle aktarılamaması riskini de beraberinde getiriyor. Uzun yıllar tecrübe ve el emeği gerektiren bu işler, ne yazık ki yeni jenerasyonun kariyer planlarında yer bulamıyor.
Diplomalı işsizler ordusu ve masa başı hayali…
Bu durumun en net karşılığı, yeni nesil gençlerin kariyer beklentilerinde yatıyor. Üniversite sıralarında geçen yıllar, harcanan emek ve maliyetler, gençleri doğal olarak daha yüksek statü, daha iyi çalışma koşulları ve sosyal prestij getireceğine inandıkları ‘masa başı’ veya ‘ofis’ işlerine yönlendiriyor.
Bir üniversite mezununun, "Bunca yıl okul okuduktan sonra kaportacılık mı yapacağım?" serzenişi, aslında mevcut eğitim sisteminin ve toplumsal değer yargılarının bir yansımasıdır. Toplum nezdinde ‘iyi iş’ algısı, fiziki emeği ve zanaatı küçümseyen, beyaz yakalı olmayı yücelten bir yapıya dönüştürmüştür.
Ancak bu yoğun talep, piyasadaki arz-talep dengesini altüst ediyor. Sonuç; eğitimli, kültürlü ve nitelikli bireylerden oluşan devasa bir ‘diplomalı işsizler ordusu‘ oluyor. Hayallerindeki ofis işini bulamayan bu gençler, bir yandan nitelikli zanaat işlerini düşük prestijli bularak reddederken, diğer yandan da mezun oldukları alanda yeterli istihdam olanağı bulamıyorlar.
***
Ne yapılmalı? Çözüm önerileri nelerdir?
Bu kısır döngüyü kırmak ve ülkenin istihdam yapısını daha sürdürülebilir bir zemine oturtmak için kapsamlı ve çok boyutlu önlemler alınmalı. Konuyla alakalı katıldığım bir toplantıda, şu önemli konulara dikkat çekildi;
1- Mesleki Eğitimin Cazibesi Artırılmalı: Meslek liseleri ve meslek yüksekokullarının prestiji ve kalitesi yükseltilmelidir. Okul-sanayi işbirliği güçlendirilmeli, başarılı meslek liselilere burs, staj ve istihdam garantisi gibi teşvikler sunulmalıdır. Zanaat ve ustalık gerektiren mesleklerin geliri ve çalışma koşulları iyileştirilerek gençlerin gözündeki cazibesi artırılmalıdır.
2- Üniversite Kontenjanları ve Kalite Dengesi: Yükseköğretimde yalnızca sayısal artışa odaklanmak yerine, üniversite kontenjanları ülkenin gerçek işgücü ihtiyacına göre planlanmalıdır. İşgücü piyasasında karşılığı olmayan bölümlerin sayısındaki kontrolsüz artış durdurulmalı, kaliteden ödün verilmemelidir.
3- Toplumsal Algı Dönüşümü: Devlet, medya ve eğitim kurumları iş birliğiyle, zanaat ve fiziki emeğe dayalı mesleklerin değeri ve toplumsal katkısı vurgulanmalıdır. Toplumdaki ‘masa başı iyi iştir’ algısı kırılarak, iyi bir zanaatkârın ya da usta bir esnafında bir mühendis veya avukat kadar saygın ve kazançlı olabileceği gösterilmelidir.
4- Kariyer Danışmanlığı Güçlendirilmeli: Henüz lise çağlarından itibaren öğrencilere, ülkenin mevcut ve gelecekteki işgücü piyasası ihtiyaçlarına uygun, gerçekçi kariyer danışmanlığı hizmetleri sunulmalıdır. Gençlerin ‘diploma’ hayali yerine, ‘beceri’ ve ‘uzmanlık’ odaklı kariyer hedefleri oluşturmaları teşvik edilmelidir.
***
Sonuç olarak, Türkiye'deki istihdam sorunu sadece ekonomik büyüme ile çözülebilecek basit bir denklem değildir. Sorun, kökleri eğitim sistemine, toplumsal değer yargılarına ve gençlerin geleceğe dair beklentilerine uzanan karmaşık bir yapısal sorundur. Bu çelişkiyi aşmanın yolu, hem nitelikli eleman ihtiyacını karşılayacak mesleki eğitimi güçlendirmekten, hem de diplomalı gençlerin beklentilerini piyasanın gerçekleriyle buluşturacak bir vizyon geliştirmekten geçmektedir.
Şimdiye kadar yazdıklarım; sanayi, inşaat ve zanaat sektörlerindeki kalifiye eleman eksikliğinin giderilmesindeki ‘Sistematik!’ ve ‘Politik!’ çözüm önerileri idi.
Amma; hadi birazcık halk dilinden konuşalım…
Bir demir çelik fabrikasında çalışan işçi ile, aynı fabrikada beyaz yaka ve mavi yaka olarak tabir edilen çalışanların arasındaki alın teri, beden gücü ve özellikle kazanç farkını göz önüne aldığımızda!..
Sadece ülkemizde değil, tüm dünyanın koşulsuz kuralı olan; Hak-hukuk-adalet (Sözde!) kavramındaki eşitsizliğini de, siz değerli okurlarımızın takdirine bırakıyorum.