Düşünün.!!! 600 yıllık Osmanlı İmparatorluğu, Birinci dünya savaşından yenik çıkmış, milyonlarca insanını yitirmiş, maddi manevi çok, çok büyük kayıplara uğramış. Üstelik, galip devletler, bununla da yetinmemiş, hem yüklü bir tazminat istemişler, hem de, Anadolu’yu param parça edip, işgal etmişler. 15-16 milyon kilometre kare toprağa sahip Türkler, Sevr antlaşması ile 70 bin kilometre kareye mahkum edilmiş hale getirilmişlerdir. Ülke her yönden işgale uğrarken, ordusu terhis edilmiş, silahlara el konulmuş, ülke yanmış, yakılmış, yek ekmeğe muhtaç hale getirilmiş. Yokluk, Fakirlik adeta halkı kasıp kavurmaktadır. Koca imparatorluktan geriye enkaz kalmış. Okur yazar oranı bile % 3 ler seviyesinden öte olmayan bir ülke kalmış geride… Bu şartlar da bile, bir umut, bir güneş doğmuş, Türk halkına, Türk Milletine umut olmuş, bir deha, bir dahi insan; Mustafa Kemal çıkıyor ve Milletin ayağına, eline vurulan zincirleri, 5 yıllık bir süreçte, söküp atıyor. Milletini çağdaş medeniyet seviyesine çıkarmak için, arkadaşları ile birlikte, kolları sıvıyorlar. Her şey, yeni Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Ulusu, Türk Milleti için, yapılmaya başlanıyor…İşte bu zihniyetle hareket eden Mustafa Kemal, Almanya’nın Yahudilere uyguladığı kırımdan yararlanıyor…
Alfred Kantorowicz, Hitler'in iktidara gelmesinden sonra, toplama kampına gönderilen yüzlerce bilim insanından biriydi. Kampta ölmeyi beklerken, mucize gerçekleşti ve serbest bırakıldı. Üstelik ülkeyi terk etmesine izin veriliyordu.
Mucizenin ardında tanımadığı biri vardı: Atatürk..
Bilim insanı Philipp Schwartz, Nazi iktidarı açıkça Yahudileri hedef almaya başladıktan hemen sonra, İsviçre'ye geçerek Alman Bilim Adamları Yardım Birliği'ni örgütledi.
Hedefleri, Nazi zulmüne uğrayan bilim insanlarını kurtarmak ve başka ülkelerde yaşamalarını sağlamaktı.
Fakat Nazilerden çekinen pek çok ülke, Yahudi bilim insanlarına kucak açmaya yanaşmıyordu.
Bu sıralarda üniversite reformunu gerçekleştiren Milli Eğitim Bakanı Reşit Galip, Schwartz ile bağlantı kurdu ve ülkeye davet etti.
Yapılan görüşmelerin ardından, 6 Temmuz 1933'te anlaşma imzalandı. Türkiye Yahudi bilim insanlarına kapılarını açmıştı.
Anlaşmaya göre tam gün çalışacaklar, dersleri üç yıl içinde Türkçe vermeye hazır hale gelecekler ve gerektiğinde hükümete rapor sunacaklardı.
Ülkeye gelen bilim insanlarına hizmetleri karşılığında Türkiye'deki profesör maaşlarına nazaran daha dolgun ücret verilecekti. Türkiye maddi imkanlarını sonuna dek zorlamıştı. Bu sayede 150'nin üzerindeki bilim insanı Nazi zulmünden kurtarılıyordu.
Türkiye, o dönemde geri kalmışlıktan henüz kurtulamamıştı. Modern üniversiteler kurulmuş değildi. Ülkemize gelecek bilim insanları sayesinde, çağı yakalamayı hedefliyordu.
ABD Büyükelçiliği Türkiye'nin hamlesini Washginton'a "Türkiye muazzam paralar harcadı" şeklinde yazdı.
Gelenler arasında kimler yoktu ki?
Hans Reichenbach matematiksel mantığın ülkede bilinmesini sağladı.
Walther Kranz filoloji, lantince ve yunancayı Türkiye'ye getirdi.
Von Aster ile felsefe tarihi dersi, ilk kez okutulmaya başlandı.
Albert Eckstein ile birlikte ülkemiz çocuk sağlığı konusunda çağ atladı. Noma salgını iyileştirildi.
Zuckmayer, Gazi Eğitim Enstitüsü müzik bölümünün kurulmasını sağladı.
Holzmeister mimari alanda pek çok katkı sağladı. TBMM binasının yapımını üstlendi.
Carl Ebert ve Paul Hindemith klasik müzik, opera ve bale eğitimi başlattı. Konservatuar ve senfoni orkestrasının kuruculuğunu üstlendi.
Dessauer ise Fizik Tedavi Enstitüsü'nün müdürlüğünde harikalar yarattı.
Rudolf Nissen, sadece İstanbul'da değil, ülkenin pek çok yerinde ücretsiz tedaviler gerçekleştirdi.
Erich Frank o kadar ünlü olmuştu ki, insanlar İstanbul dışından ona tedavi olmak için şehre geliyordu. "Frank'a götürülür" sloganıyla çalışan aracılar bile ortaya çıkmıştı.
Kimya Enstitüsü'nün başına getirilen Fritz Arndt, görevinin yanında yabancı terimleri Türkçe'ye çevirmeye de başladı. Çözelti, çözünme, tartı, seyreltik ve daha pek çok kelimeyi dilimize kazandırdı.
Von Mises, ülkemizde istatistik dersini veren ilk eğitimci oldu.
Gelenler arasında nanoteknolojinin kurucusu ve radarın mucidi olan Von Hippel ve ilerleyen dönemde izafiyet teorisi konusunda Einstein'e büyük yardımları dokunacak olan Finlay Freundlich da vardı.
Freundlich geldiğinde, astronomi alanında inanılmaz gerideydik.
Freundlich, "tüm malzemeler eksikti, literatür yoktu, ancak tüm eksiklikler hükümetin cömert

yardımlarıyla giderildi" diyecekti.
Tüm bilim insanları, bir gecede Türk vatandaşlığına alındı. Durum Nazi yönetimine bildirildi ve vatandaşlar için can güvenliği talep edildi…
Nazi yönetimi, Türkiye'nin hamlesi karşısında direnmedi. Tüm bilim insanları ülkeye gelmeye başladı. Fakat üç kişinin durumu riskliydi: Dessaur ve Kessler Nazi takibi altındaydı. Kantorowicz ise toplama kampındaydı.

Yarın devam edeceğiz…