Önceki gün mecliste yapılan konuşmaları dinledim..
Dinlemez olaydım..
Moralim "paspas" oldu..
Bir gurup başkan vekili, diğer partinin gurup başkan vekiline cevap olarak (!) aynen şunları söyledi;
"Parlamento nezaketin, zarafetin yeri olmalı.. Burada sokak ağzı ile konuşmak şık olmuyor.. Lütfen herkes bu noktada azami özen göstersin."
-Şaka mı dedim..
-İnanamadım..
-Kahroldum..
-Utandım..
-Ufaldım..
-Ürperdim..
Üzüldüm..
-"Yer yarılsa da beni içine alsa" duası ettim..
Herkes, her Allah'ın kulu oturup düşünmeli ve;
"Bu zat bu hakkı, bu haddi kimden alıyor?" sorusunu sormak zorunda olmalıdır.. Sokak dilinin ne olduğunu, sokaktaki konuşmaların utanılacak yanının olmadığını bu efendiye (!) anlayacağı şekilde anlatmalı, anlayana kadar da başından ay-rıl-ma-ma-lı.
....
Vatandaş, bu noktada "nokta vuruş" yapmalı, kendisini mecliste temsil edecek olan vekili çok iyi araştırmalı, potansiyeline bakmalı, üniversite bitirmesinin şart olduğuna dikkat etmelidir..
Bu duruş en öne çekilir, bu mantık ile hareket edilirse;
İşte o zaman kimin "yeterli" kimin "yetersiz" olduğu çok daha NET görülür, kimin "hadli" kimin "hadsiz" olabileceği yönündeki "tahmin" yerine oturur, herkesin rahatlıkla duyacağı "cuk sesini" çı-ka-rır.
......
Sokak ağzını beğenmeyen, "pot üstüne pot kıran" efendiye (!) sormak isterim;
-Uzaydan mı ışınlandın?
-Kimsin sen?
-Nereden geldin?
-Gerçek yaşam ile dolu olan o sokakları, o sokağın insanlarını nasıl olur da "gayb olan yer" olarak görürsün?
Konuşmalarına baktım, yarısından çoğu "sokak ağzı."
Bunu yapıp, bu üslubu kullanacaksın..
Sonra da kalkıp,
-Utanmadan,
-Sıkılmadan,
-Hicap duymadan,
-Ar etmeden;
Sokağı küçümseyip, sokak ağzı ile konuşmanın "seviyesiz olduğundan"
dem vuracaksın..
"Hadi oradan."