Uzun köşe yazarlığı ve televizyonculuk hayatımda, yaşadığımız seçimler döneminde en çok yazı yazdığım seçim bu dönemdeki seçim oldu.

Neden?

Çünkü, seçimin tarafları arasındaki sözler, ifadeler öyle hale geldi ki sanki seçim değil de başka bir dönem geçiriyoruz gibi idi. Özellikle iktidar kanadının sözleri çok ağır, çok sert ve çok tartışılacak sözler, ifadeler, suçlamalar idi.

İşte bu çok ağır sözler, ifadeler, suçlamalar karşısında susmak, seyretmek vicdanıma, anlayışıma, toplumculuğuma, milliyetçiliğime ters geldiği için sürekli uyarıda bulunmak, yazımı okuyanlara sürekli sakinleşme ifadeleri ile karşılaşmalarını sağlamak için çok gayret sarf ettim.

Bu ağır sözler, ağır suçlamalar söyleyenlerin bir seçim taktiği mi idi? Elbette öyle olabilir. Ama, konunun daha üst bir boyutu var.

Benim anlayışım açısından, hatta genel bakış açısından o üst boyut şu olmalıdır:

Hayatta her şey, ne olursa olsun kazanmak mıdır?

Bu sorunun cevabını daha sakin bir şekilde düşündüğümüz zaman çok daha olumlu, yararlı ve toparlayıcı bir sonuç ve fikir elde edebiliriz.

Seçim sonuçları ile ilgili olarak bu felsefî yaklaşımı esas aldığım zaman rakamlara geçmek doğal olarak zorlaşıyor.

Ama yine de rakamlarla ilgili bazı ifadelerde bulunmak da gerekir diye düşünüyorum.

Her şeyden önce, iktidar kanadı ve ittifakı meclis çoğunluğunu sağladı, ancak, Anayasa değişikliği çoğunluğundan şimdilik uzak bir sayı elde etti.

Millet İttifakının meclise giren milletvekili sayısının kamuoyunda beklenenden az olduğunu görüyoruz.

Ancak, bugünkü düzende, yani Cumhurbaşkanlığı Yönetim Düzeni'nde meclis ne kadar etkili ve yetkili hepimiz biliyoruz.

Bugünkü düzende milletvekili seçilmek iyi bir emekli olarak hayatını yürütmek dışında o kişilerin meclis yaşantısında ne kadar etkili olabilir?

Bu yüzden Parlamenter Düzenin taraftarı olarak baştan beri gayretler sarf ettim doğrusu. Herhangi bir ittifakın içerisinde olmadan bu gayretleri sarf ettim.

Bu yazdıklarım Parlamenter Düzen ve bu düzene bağlı olarak da milletvekilliği seçimleri ile ilgili kısa görüşlerim.

Cumhurbaşkanlığı Yönetim Düzeni adı verilen bugünkü düzende, Cumhurbaşkanı seçimi milletvekili seçimlerinden çok daha önemli bir duruma gelmiş bulunmaktadır. Bu nedenle, seçim sonuçlarını rakamsal değerlerle düşündüğümüzde, henüz kimsenin yüzde elliyi geçemediğini görüyoruz. Bir diğer rakamsal ifade de şöyledir: 3 ve hatta son iki güne kadar 4 kişinin yarıştığı Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde iki aday birbirine çok yakın sonuçlar almıştır. 4 kişilik bir seçimde bu çok ilginç bir sonuçtur. İkinci Turda her iki aday da kazanabilir demektir.

Seçimin önemli sürprizlerinden biri olan Sinan Oğan ve beraber hareket ettiği Ata İttifakı'nın tavrı son derece önemli duruma gelmiştir. Bunu zaten hepimiz görmekteyiz. Bu durumun benim açımdan olumlu yönü şudur: seçimle ilgili veya değil, bir çok yazımda üzerinde en çok durduğum konulardan biri, Türk olmayan Suriyelilerin ülkelerine geri dönmeleri konusudur. Ülkemizin ve Anadolu Türklüğünün gelecek günleri Türk olmayan Suriyeli ve diğer yabancıların bir an önce ülkelerine geri gönderilmeleri, dönmeleri ile ilgilidir. Bu herkesin mutlaka üzerinde durması gereken bir konudur.

Bir konuyu daha söylemeliyim. Neden son seçimlerde sürekli sandık güvenliği tartışması yaşıyoruz? Bu şartlarda seçim yapmak ne kadar doğru sonuçlara ulaştırabilir? Bu sorular ve tartışmalar nedeni ile yazıma önce seçim konusunun felsefesi ile başladım.

Ne olursa olsun kazanmak anlayışının nedeni nedir? Bu anlayıştan kim yarar bekler?

Türk Milleti, seçim çalışmaları döneminde söylenen çok ağır sözlere rağmen bu sözlerin üzerinde durmadan sandığa büyük bir oranda gidip en ufak bir olay olmadan oyunu kullandığı için guruluyum, mutluyum. 2. Turda da aynı tavrı göstereceğine ve daha büyük bir katılım ile sandığa gideceğine inancımı belirterek, tartışmasız ve şaibesiz bir ikinci tur olmasını diliyorum.