Ülkemiz 14.05.2023 günü 13. Cumhurbaşkanı ile parlamento üyelerini belirlemek için seçime gitmiştir. Cumhurbaşkanlığı seçimi ikinci tura kaldığından, 28.05.2023 tarihinde Cumhurbaşkanını kesin olarak belirlemek üzere ikinci kez sandık başına gitmiş olacağız. 14.05.2023 günü yapılan seçimin parlamento dağılımına baktığımızda, iktidarı oluşturan Cumhur İttifakının (AKP, MHP, BBP, YRF, HÜDA-PAR) çoğunluğu elde ettiği anlaşılmaktadır. Türkiye’nin siyasi yapısında, yürütmenin (cumhurbaşkanlığı) her şeyi belirler hale gelmesi nedeniyle, Cumhurbaşkanlığı seçimi, önümüzdeki dönemde siyasi, sosyal ve ekonomik hayatımızda, son derece önemli hale gelmiştir.
Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci tura kalmasına en olumsuz tepkiyi Borsa İstanbul vermiş, gerek BİST 100 endeksinde gerekse banka hisselerinde büyük düşüşler yaşanmıştır. Döviz piyasası ise tam anlamıyla belirsiz ortama girmiş, bankaların döviz alış-satış rakamlarında % 30’a yakın farklar oluşmuş, T.C. Merkez Bankası ile bankaların ve kapalı çarşı kurlarının bir biriyle ilgisi kalmamıştır. Yine, bankaların nerede ise tamamı resmi olmasa da fiilen kredi kullandırımını çeşitli bahanelerle durdurmuştur. Sıkıntılı dönemlerin sığınağı olan altına hissedilir ölçüde talep artmıştır.
Demokrasi ile yönetilen, serbest piyasa şartlarının hakim olduğu, liberal ekonomiye sahip ülkelerde, seçimler son derece doğal, hatta gerekli iken, bizim gibi ülkelerde, ekonomiyi belirsiz bir ortama sürüklemesinin üzerinde, ciddi analizler yapılması gerekmektedir. Ekonomimizi oluşturan şirketlerin, esnafın ve tüketicilerin bu kadar strese girmesinin nedeni, faiz oranlarının, döviz kurlarının, borsadaki hisse senetlerinin değerlerinin, altın, mal ve hizmetlerin fiyatlarının, ücretler ve şirket karlılıklarının, “serbest piyasada” doğal yollarla oluşması gerekirken, hükümetin (yürütmenin) devlet imkanlarını kullanarak sayılan parametreleri belirlemesidir.
Yukarıdaki paragrafta izah edilen müdahaleler her şeyden önce “adil rekabet” ortamını ortadan kaldırmaktadır. Adil rekabet ortamı olmayınca, doğal olarak yukarıda sayılan parametreler yapay bir şekilde oluşmakta, bu parametrelere hükmedenler aşırı zenginleşmekte, özellikle ücretten başka geliri olmayan orta ve dar gelirli kesim ise “hayat pahalılığı” diye tanımlanan ekonomik sıkıntılar karşısında ezilmektedir. Enflasyonist ortam dar gelirli kesimden, zenginlere ölçüsüz kaynak aktarmaktadır. Öte yandan, iktidara yakın olanların ihale, teşvik ve kamu bankaları yoluyla verilen düşük faizli, uzun vadeli krediler ile akıllara durgunluk verecek şekilde zenginleştiği görülmektedir.
Önümüzdeki dönemde, ekonomi hayatımızda bu gün yaşadıklarımıza benzer olumsuzlukların yaşanmaması için 28.05.2023 günü yapılacak seçimde, devletin iktisadi hayata müdahalesini asgariye indiren, adil rekabet ortamını yaratan, “yandaş” diye bir kavramın olmadığı, ihale, teşvik ve düşük faizli, uzun vadeli kredilerin ülke refahına pozitif katkı sağlayanlara verileceğini vaad eden, yine, ülke kaynaklarının dini, siyasi ve ideolojik hedefleri olan gruplara değil, ileri teknoloji içeren, ihracat potansiyeli yüksek mal ve hizmet üreten yerli veya yabancı yatırımcılara, açık, kuralları belirli, denetlenebilir bir sistemle aktarılacağını ekonomik modeliyle ortaya koyan adaya oyumuzu vermemizin kendi yararımız olacağını vurgulamak istiyorum.
Saygılarımla,