Uzun süredir Türkiye İstatistik Kurumu’nun açıkladığı enflasyon verileri üzerinde ciddi tartışmaların yaşandığını hepimiz biliyoruz. Mevcut siyasi iktidara muhalif olanların, çarşı-pazardaki fiyat artışlarını dayanak göstererek, rakamların bilerek düşük gösterildiğini söyledikleri bir sır değildir. İktidar bloğunu destekleyenlerin ise artık eskisi kadar muhalif kesime itiraz etmedikleri, hatta bir kısmının muhalefete hak verdikleri görülmektedir. Tarafsız durmaya çalışan akademik çevreler, İTO, ATO gibi meslek örgütlerinin istatistik birimleri, kendi verileri ile TÜİK verileri arasındaki farkların nedenlerini sessiz bir şekilde çözmeye çalışmaktadırlar.
Sözü edilen çelişkinin vatandaş üzerindeki ilk etkisi açıklanan rakamlara güvenmeme şeklinde tecelli etmektedir. Bir şeylerin gizlendiği şüphesi, ekonominin ileride daha da sıkıntıya gireceği düşüncesini doğurmaktadır. Bunun sonucunda elinde Türk Lirası olanların tüm tasarruflarını dövize veya altına dönüştürmesi yaklaşık 50 yıldır izlediğimiz kötü bir film gibidir. Halkın gözünde kredibilitesi henüz bitmemiş bir siyasi iktidarın, “Türk Lirasına dönüş yapın”, “yastık altındaki paraları ekonomiye kazandırın” çağrılarının karşılık bulmaması nasıl izah edilebilir? Bankalardaki tasarrufların hala yarıdan fazlasının yabancı para cinsinden olması neyi ifade etmektedir? Türk Lirası mevduata verilen yüksek faiz, dünya sıralamasına girmesine rağmen, bankalardaki döviz tevdiat hesaplarının çözülmemesi, aksine artış kaydetmesi bize neleri düşündürmelidir?
Şayet kurum çalışanları, siyasi iktidara yaranma veya gerçek rakamların açıklanmasıyla vatandaşın moralinin bozulacağı, karamsarlık veya panik ortamının doğacağı düşüncesi ile verileri gizliyor iseler, bu durumun izah edilebilir bir tarafı ve ülkeye faydası yoktur. Aksine, yetkililerin zamanında tedbir alarak, sıkıntının daha da büyümeden önlenmesi imkanını ortadan kaldırdıkları açıktır. Kaldı ki vatandaşların çarşı-pazara çıktığı, haberleşmenin zirve yaptığı günümüzde ekonomik bir verinin sonsuza kadar gizlenmesi mümkün değildir.
İnsanlarımızın genel duygu ve düşüncelerini bu şekilde özetledikten sonra, iyi niyetli olarak açıklanan rakamları irdelemeye çalışalım. Tüfe oranının aylık bazda % 1,68, yıllık bazda ise % 17,14’e yükseldiği görülmektedir. Kurların stabil olmaya başladığı, faiz oranının hala çok yüksek olduğu ortamda, enflasyonun artış eğilimini koruması can sıkmaktadır. Daha da kötüsü üretici fiyatlarındaki artışın % 31,20’yi bulmasıdır. Üreticilerin yeterli talep olması halinde artan maliyetlerini fiyatlara yansıtması kaçınılmaz olacak, fiyatlar önümüzdeki günlerde daha da artacaktır. Enflasyona kalıcı çözüm, ihtiyacı karşılayacak kadar “yerli” ve “milli” üretim yapılmasından geçmektedir.
Saygılarımla,