Kalleşlik unutuldu mu sanıyorsun?
Mustafa Yıldırım bir mail yollamış.
Arap ülkeleri ile yatıp kalktığımız şu günlerde
İlginizi çekeceğini umuyorum;
***
Medine’den yola çıkan Türk birlikleri trenle çölü geçip “Lut Gölü” nün güney doğusundaki Maan şehrine giderken Faysal kuvvetleri Medine’de çakılıp kalmıştı.
Üstelik Şerif Hüseyin Bin Haşimi son anda diretip padişahtan, 60 bin altın daha koparmıştı.
Çok değil, bir yıl geçmeden Arap aşiretleri, Cidde’de, Mekke’de, Taif’te, Medine’de Osmanlı askerlerine karşı saldırıya geçince anlamışlardı işin aslını. Mekke’de Şerif Hüseyin Bin Haşimi, Osmanlı Paşasının ve Osmanlı askeri kıtasının şaşalı töreniyle ‘Hacı’ olurken, oğlu Faysal, Kahire’de İngiliz Yüksek Komiseri Sir Henry McMahon ( Ortadoğu’da ki akanların patronu, İngiliz Hükümet Temsilcisi ) ile anlaşmanın son satırını bağlıyordu.
İngilizler, Haşimiler’in Arabistan’dan Anadolu’ya uzanan topraklarda ( Mersin de içinde ) bir krallık kurmalarına yardım etmeyi, aşiret damlarına askeri eğitim, yeterli silah vermeyi kabul etmişti.
KABE’DE KIRBAÇLANALARAK, YAKILARAK ÖLDÜRÜLEN TÜRK SUBAYLARI
İskenderiye esir kampında Mülazimi Sani Denizlili Fahri, arkadaşına döndü; “ Bana baki Aziz! ” dedi, “ Sen Mekke’deyken Arapların bize saldıracağını öğrenebildin miydi? ”
Mülazimi Sani Tokatlı Aziz donup kaldı.
Ciyad kalesinde yaşadıkları kuşatmayı unutmak için her gece Allah’a yalvarıp duruyordu.
Sesi ölgündü: “ Doğru diyorsun. O işi ancak Kabe’den ezan okunurken Arapların mermileri üstümüze yağmaya başladığında anladık. “
“ Hamidiye hükümet binasını korumakla görevli Arap jandarmalar olacakları önceden biliyormuş gibi sırra kadem bastıklarında da anlayamadınız…”
Aziz, “ Ciyad kalesinin burcundayım” dedi ve ekledi: “ Şerif Hüseyin’in adamları hükümet binasına tulumbalarla gazyağı püskürtüp ateşe vermişlerdi.”
Öfkelenmişti Aziz;
“ Biz kaleyi kuşatanları geri atmaya çalışırken hükümet binasındaki arkadaşlar akşama dek direndiler, çaresiz kalınca teslim oldular. ”
Başını öne eğdi, sesi kısılmıştı: “ Bir yanda Kabe’nin örtüsü yanıyor, öte yanda ellerinden zincirlenen zabitler yerlerde sürükleniyordu. Mülazimi Sani Şükrü ve Kamil’in kırbaçlanarak öldürüldüğünü sonradan duyduk. “
Fahri bir of çekti: “ Biz de Hüseyin’in oğlu Abdullah Taif’te bizi kuşatılınca anladık durumu. Teşkilatı Mahsusa doğru dürüst çalışsaydı, Taif’te tıkılıp kalmaz, isyanı Mekke’de bastırırdık. “
Aziz “ Kim bilir, belki “ demekle yetindi.
Sesinde hayıflanmayla karışık, ödevini yapamamış olmanın yarattığı eziklik vardı.
Yukarıdaki satırları, belgeye dayanan “ 58 GÜN “ den aldım.
Bizimkilerin ellerini avuçlarında yoğuran Arap kralları için yasınızı bölmek istemediğimden bazı olayların ayrıntısına girmedim:
“ Der’a istasyonunda yaralıları, kadınları, çocukları boğazlarını keserek öldüren, Şam yakınından Rabua Vadisi’nde düşman ateşinden kaçan Türk ailelerini boğazlayanları, Şam’da Türk mahallesini yakan, Askeri hastanedeki yaralı askerleri ve hemşireleri, doktorları, Halep’te Türk aileleri, askerleri katledenleri…
Medine’de, Taif’te “ Haşimi Oğulları ” nın kuşatmasında açlıktan ölen Türk askerlerini, Kudüs’te İngiliz işgal beyannamesini alkışlarla karşılayan Filistinli Arapları vb.
Daha önce de yazılarımda ” Araplara yurdumuzu işgal ettiriyorlar “ diye yazınca kendisinin de Arap olduğunu belirten Hataylı bir yurttaş, böyle genellemenin kötü olduğunu yazmıştı.
Bu yurttaş ve benzerleri, öfkelenmeden önce işgale, hem de sınırlarımızda yaşarken, karşı çıkmalılar ki biz de ölçümüzü tutturalım!
Araplık kökenine sarılarak Türk Devleti’nin yıkılmasına seyirci kalanlar Cumhuriyetimize içerden, dışardan her türlü kötülüğü edenleri besleyen Arap Karallarının yasını tutabilirler ancak, kusura bakmasınlar!
Biz bu günlerde ‘ TÜRK ‘ olduğumuzu anımsamaya başladık! Türklerin Mekke’yi korumak için yerleştikleri EL-CİYAD kalesini yakınlarda yıkılarak 5 yıldızlı otel yapan Suud Krallarını, o kralların dizi dibine koşanları, Türkoğlu asla unutmayacak!
***
Öyle mi dersiniz?