Zihinlerde oluşan her yanlış inanış, insanları çarpık mantık ve ilişkiler ağı içine sokar. Bu ilişkiler sadece ferdin zihnini bulandırmakla kalmaz, topluma zarar veren bir yapıya dönüşür.
Batıl inanç ve hurafelerin ortak karakteri, aşırı tutuculuktur. Bu hastalığa müptela olmuş toplumlar, her türlü değişim ve gelişme karşısında tavır alırlar. En tutucu insanlar ve toplumlar, batıl inanışlara ve hurafelere en çok bağlı olanlardır.

Peki, İslam’da ‘Batıl İnanış’ nedir? Bu konuda Mersin Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi, Öğretim Üyesi Dr. M. Zeki Uyanık’ın kaleme aldığı bir yazıyı sizinle paylaşmak isterim.

İşte o yazı;

İslam Dini, tüm insanlığa imanın hakikatlerini, dünya ve ahret huzurunun yollarını göstermiştir. Aynı zaman da sadece Allah’a kulluk etmeyi, O’na güvenmeyi, O’na sığınmayı ve yalnız O’ndan yardım dilemeyi emretmektedir. Bunun yanında İslam, bütün batıl inanç ve hurafeleri de ret etmektedir. Bu bağlamda insanların bilgisizlik ve çaresizliklerini istismar etmeyi büyük bir günah saymaktadır. Durum bu olmakla birlikte beşer zaman, zaman dinimizin bu ilkelerini göz ardı etmiş, falcı, büyücü, kâhin, sihirbaz ve medyumlardan medet ummuştur.

Bu da insanların korkularından, dinlerini iyi bilmediklerinden ve gelecek kaygılarından kaynaklanmaktadır. Şunu da ifade edelim ki, batıl inanışlar insanlar tarafından uydurulmuştur. İnsanlar bu yanlış inanışları, korkularını, beklentilerini, bir olaya bağlama ihtiyacından, başa gelen olumsuzluklara veya olmasını istedikleri şeye sebep yaratma amacıyla ortaya atmıştır. “Batıl”; gerçek dışı, dayanağı olmayan demektir. Bu tür inanışların hiç bir mantıksal temeli de yoktur ve tevhid dininin İslam ile de alakası yoktur. Yine aynı şekilde bazı olayları veya nesneleri uğursuz olarak adlandırmak da batıl inançtır. Bütün bunlar yukarıda belirttiğimiz sebeplerle ve güzel dinimiz İslam’ı kasıtlı olarak bozmak, yıpratmak amacıyla ortaya atılmış şeylerdir.

Batıl inançların toplumda kök salmasına zemin hazırlayan birçok sebep vardır. Cehalet, âdet, gelenek, görenek, menfi propaganda, çıkar hesapları, kişisel zaaflar, insanların saf ve temiz inançlarını istismar, dini yanlış anlatma… gibi sebepleri zikredebiliriz. Ancak bunların hiç birisinin İslam ile bir ilgisi yoktur. İslam’a sonradan sokulmaya çalışılan şeylere BİDAT; batıl inançlara da HURAFE denilir.

Şu hususları bidat ve hurafe olanlara örnek verebiliriz;

-Ruh çağırmak, büyü yapmak ve yaptırmak, fal bakmak, yıldızların durum ve hareketlerinden geleceği söylemek, kurşun döktürmek.

-Ölünün arkasından yedinci, kırkıncı, elli ikinci, geceleri hayırlı bilmek ve bu gecelerde hayır yapmak.

-Türbelere, kabirlere mum dikmek, bez bağlamak, tuz serpmek.

-Mezar taşlarına ölünün resmini yapıştırmak.

-Haftanın bazı günlerini uğursuz saymak.

-Kulağın çınlaması birisi tarafından anılmaya işaretti

-Ölünün elbiselerini giyenin ömrü uzar.

- Kırık ayna uğursuzluktur.

-Nazardan korusun diye, evlerin kapısına arabalara nazar boncuğu asmak.

-Cuma gecesi ev temizlenmez, cumartesi de çamaşır yıkanmaz.

Gelecekten haber verme, şifa dağıtma, şans ve kısmet açma iddiasında bulunmak veya böyle bir kişiden yardım ummak İslam’ın tevhid akaidine aykırıdır. Zira gaybı ancak Allah bilir ve her şeye gücü yetende O’dur. Buna göre yediğimiz, içtiğimiz her nimeti bizlere lütfeden Allah’tır. Aynı şekilde dertlerin dermanı, hastalıkların şifası, sıkıntıların çaresi O’ndadır. Bizleri her an koruyup gözeten, isteklerimize ve samimi dualarımıza icabet eden yalnızca Allah’tır.

Böyle bir ilahımız varken umudu fala bağlayıp geleceği ona göre planlamak, büyü ve kehanetten medet ummak asla doğru değildir. Bunun yanında yıldızların hareketlerine bakarak insanların kader ve kısmetine dair sonuçlar çıkardığını iddia etmek İslam inancı ile bağdaşmaz. Bununla birlikte rakamlara, günlere, aylara, hiçbir gücü ve kudreti olmayan nesnelere gizem ya da uğursuzluk atfetmek, İslam ile bağdaşmaz. Kötülüklerden koruduğuna inanarak bir boncuğu kutsal saymak, ağaca bağlanan çaputta, havuza atılan parada kısmet aramak yüce dinimizin yasakladığı davranışlardır.

Başkalarının dertlerine, büyü ya da sihir gibi gayrimeşru yollarla çare bulduğunu iddia edenler, niçin kendi dertlerine çare olamazlar! Geleceğin bilgisine sahip olduğu yalanıyla insanların umudunu sömürenler, bu bilgiyle neden kendileri doğru yola erişemezler? Şifa dağıttığını söyleyerek insanları aldatanlar, nasıl olur da kendi hastalıklarına şifa bulamazlar? Nitekim Yüce Mevla Kur’an-ı Kerim’de mealen şöyle buyurmaktadır. “De ki: Yarattığı şeylerin şerrinden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden, düğümlere üfürüp büyü yapan üfürükçülerin şerrinden ve kıskandığı vakit kıskanç kişinin şerrinden sabahın Rabbine sığınırım!” (Felak, 113/1-5.)

Böyle batıl ve hurafeleri güzel dinimize sokmamalıyız. Bilmeliyiz ki böyle bir davranış hem kabul edilmeyecektir, hem de bir vebali söz konusudur. Nitekim sevgili Peygamberimiz bu hususta şöyle buyurmaktadır: "Kim bizim bu dinimizde ondan olmayan bir şey ortaya çıkarırsa, o şey kabul edilmez." (Buhari, “Sulh” 5.) "Kim bizim dinimizde olmayan bir şey yaparsa o merduttur, makbul değildir." (Müslim, Akdiye 17, 18)

Binaenaleyh tertemiz fıtratımızı batıl inanç ve hurafelerle kirletip bozmamalıyız. Bilakis imanımızı, samimi duygu ve niyetlerimizi doğru dinî bilgilerle güçlendirmeliyiz. Huzurlu bir hayat için alın teriyle çalışmayı, helal yoldan kazanmayı, hastalanınca tedavi olmayı, sebeplere sarılmayı düstur edinelim. Kısa ve haksız yoldan kazanmaya teşvik eden umut tacirlerine kanmayalım. Dünya ve ahirette başarıyı ve kurtuluşu, şifayı ve kısmeti Rabbimizden isteyelim. O’nun, gönülden ettiğimiz duaları karşılıksız bırakmayacağına daima inanalım.

Kaynak: M. Zeki UYANIK ( Mersin Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi, Dr. Öğretim Üyesi)