İnanın çok ama çok ilginç.
Nedir ilginç olan biliyor musunuz?
Aynı ülkede, aynı topraklarda, aynı şartlarda yaşadığımız bir takım insanlarla nasıl olmuşsa farklı din algısı, farklı din anlayışı ile donatılmışız. Bu durumu açıklamaya çalışalım.
Köyden göçerek yerleştiğimiz bir kenar mahallede 5 yaşında evimizin önündeki bir komşu kadın hocaya Kur'an okumayı öğrenmek üzere gönderildim. Sonra başka bir kadın hocaya gönderildim. 5,5 yaşında Kur'an okumayı öğrendim. 6 yaşında okula gitmeden hatim ettim, yani Kur'an'ı baştan sona bir kere okuyup bitirdim. İlkokul 1. Sınıfı bitirdiğimde Tepebağ Mahallesine göçünce varlığını hâlâ sürdüren Tepebağ Kur'an Kursu'na gitmeye başladım ve aşağı-yukarı Lise dönemine kadar orada Tecvitli Kur'an okumak ve ezberleyip Hafız olmak üzere yazları eğitildim.
Bunları neden anlatıyorum?
Bu yıllar içerisinde -ki, yaklaşık 11-12 yıl- günlük yaşantıda din eğitimi, din kuralları, din gerekleri ile ilgili çok fazla bir bilgi verilmediğini hatırlıyorum.
Peki, o halde, bizler din eğitimini nereden alıyoruz? Elbette ağırlıklı olarak aileden. Peki, ailemiz o dönemin şartlarında hangi din eğitimleri ile hangi okuma, okuduğunu anlama, araştırma ile bu din eğitimini verebilirler? Onlar da kendi aileleri ve aile ortamlarında ne öğrenmişlerse onu verebilirler. Bu durum asırlar öncesine kadar da bu biçimde devam edip gider.
Böylece asırlarca süren bir zincirleme akış, okuma yazma bilmeden, birkaç kişi okusa bile okuduğu Arapça olduğu için anlamadan bugünlere geldik.
İşte bugün, aslında aynı kitap kaynaklı dine ortak olarak sahip iken, din konusunda sanki bambaşka anlayışlar, bambaşka düşünceler, bambaşka bakış açıları ile yaşayan bir toplum durumuna dönüştük.
Diğer bir ifade ile güya aynı dine mensubuz, ama sanki tamamen birbirine zıt dine mensup insanlardan oluşmuş bir toplum gibiyiz. Elbette bu durumun çok önemli bir nedeni var. Nedir o? Artık, okuma-yazma oranı, 101 yıllık Cumhuriyet tarihimizde verilen büyük mücadele ile oldukça artmıştır. Eğitim seviyemiz, 101 yıl öncekinden akıl almaz bir biçimde yükselmiştir. Öyle iki kelime Arapça öğrenip insanımıza din öğretmeye kalkma devri kapanmıştır.
Durum böyle olunca, kendi dünyalarını, kendi toplumsal konumlarını devam ettirmek isteyen güruh akıl almaz bir ruh haline girmiştir. Öyle olmasa aynı topraklarda, aynı ülkede bu kadar farklı bir dine bakış ortamı oluşur mu idi?
Bu konuda çok açık bir örnek vermek istiyorum. Bizler için, yani yakın zamana kadar din öğretimimizde en baş konu, en ezberlediğimiz konu, en ortak konumuz şu idi: "Her şeyi yap ama Kul Hakkı yeme. Tanrı diyor ki; her şeyini affedebilirim, ama benim karşıma Kul Hakkı ile gelme." Bu konu istisnasız herkesin ezberindeki bir konu iken bugün durum nasıl? Kul Hakkı'nı kimler yiyor? Kul Hakkı konusunda bu kadar farklı bir ortam kurulmuş, oluşmuş iken aynı dine inanan insanlarız nasıl diyebiliriz? Durum böyle olunca yüzde doksan dokuzu Müslüman olan ülke sözü geçerliliğini kaybetmiş olmuyor mu?
Kul Hakkı'nı rahatça, hiç çekinmeden, din anlayışı ile ilgisini hiç göz önüne almadan bu milletin parasına el koyanlar hangi inanca sahipsiniz? Neden mertçe hareket etmiyorsunuz? Nereye kadar istismarı, sömürüyü devam ettirmeyi düşünüyorsunuz? Nereye kadar devam edebilir?
Tarih, toplumuna ihanet edenlerin çöplüğü ile doludur.