Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği önderliğindeki bloğun çökmesiyle birlikte, dünyanın globalleşme sürecine girdiğine, adeta küçük bir köye dönüştüğüne tanıklık etmekteyiz. Kuzey Kore ve Küba gibi bir kaç istisna haricinde tüm ülkeler, birleşik tek bir devlet gibi hareket etmektedirler. Ekonomik, sosyal ve siyasi alanda kararlar alınırken, diğer toplumların nasıl etkileneceği, tepkilerinin ne olacağı hassas bir şekilde analiz edilmektedir. Süper güç diye tanımlanan devletlerin bile kendi kafalarına göre kararlar alma durumunda olmadığını kabul etmemiz gerekecektir.

Böyle bir dünyada, ekonomileri diğer ülkelerden gelen paralara muhtaç durumda olan ülkelerin yönetimleri, özellikle ekonomiyi ilgilendiren kararları alırken ince eleyip sık dokumak zorundadırlar. Paralarını talep ettiğimiz yabancı fonların yöneticileri, temelde iki şey isterler. Bunlar yüksek getiri ve paralarının güvende olmasıdır. Değinilen iki konuda sıkıntı olduğunda, getirdikleri paralarını hızlı bir şekilde geri götürürler. Bu hususlarda son derece duyarlıdırlar ve asla duygusal davranmazlar.

Ülkemiz ne yazık ki 1980’de itibaren her geçen gün artan bir şekilde yabancıların paralarına muhtaç hale gelmiştir. Devlet ve özel sektörün toplam borçları sürekli yükselmiş, 2020 yılı sonu itibariyle yaklaşık 467 milyar dolar seviyesine yükselmiştir. Üretim ekonomisinden uzaklaşıp, tüketim ekonomisine koşar adımlarla yürümemiz bu tabloyu karşımıza çıkarmıştır. Ekonomimizin çarkları yabancıların paraları ile döner hale gelmiştir. Üretim için hammadde, ara mal ve teknoloji ithal etmek zorunda kalan bir ekonomi karşımızda durmaktadır.

Durum böyle olunca, ekonomimizin çarklarını döndüren paraları ülkemize getirenler, aynı zamanda kuralları da koymaktadır. Paralarının güvenliğini ve yüksek getiri sağlamasını teminen; enflasyon, faiz oranları, kambiyo rejimi, kar transferi, merkez bankasının bağımsızlığı, istatistik rakamlarının doğruluğu gibi konularda istediklerinin yapılmasını şart koştukları anlaşılmaktadır. Sayılan hususlarda kararlar alırken, ülkemizin çıkarları ile para sahiplerinin menfaatleri arasında hassas bir denge kurma zorunluluğu hayati bir hal almıştır. Aksi halde gelen paralar hızla çıkmakta kur, faiz ve enflasyon ekonomimizi sıkıntıya sokacak noktaya gelmektedir. Böyle sevimsiz tablodan kurtulmak istiyorsak; yarından itibaren ekonomimizi yüksek teknoloji ürünleri üreterek ihraç eden yapıya kavuşturacak düzenlemelerin yapılması, demokrasi ve hukuk düzenimizin Avrupa Birliği normlarına yükseltilmesi, insanlarımızın çağa uygun eğitim alması gerekmektedir.

Saygılarımla,