Bas bas bağırdık. Bu konu pazarlıksız terörü bitirme konusu değildir diye. Peki bu konu ne idi? Onu da sürekli anlatmaya çalıştık, sürekli uyarmaya çalıştık. Silah bırakma töreni diye yapılan tiyatro oyununun ne ile sonuçlanacağını anlattık. Ama yine de anlamak istemeyen, görmek istemeyen insanlarımız oldu. Çünkü kişiye, zümreye, gruba, partiye bağlılık o insanlar için her şeyden önce geliyor. Neyse...Bu bağlılık meselesini bir kenara koyup işimize devam edelim. Şimdi ne oluyor? Meclis'te komisyon kuruluyor. Bu komisyon ne için kuruluyor? Aslında işler tamamlanmadı mı? Teröristler silahı bıraktılar ve iş bitmedi mi, bitmesi gerekmiyor mu?

Madem pazarlıksız silah bırakılacaktı ve de ne güzel(!) bırakıldı, o zaman komisyon ne yapacak? Bakın komisyon ne yapacak: Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kuruluş ilke ve felsefesini Anayasa yolu ile dönüştürmeye uğraşacak. Nasıl? Anayasa'nın 66. Maddesi, 42. Maddesi, ilk 4 Maddesi ve dolayısıyla devletin milli ve üniter (tekil) yapısı sonlandırılmaya çalışılacak. Böyle olacağını ben mi söylüyorum? Hayır, ilgililerin bütün konuşmaları bu tarzda değil mi?

Ne demek Malazgirt meydan muharebesini bile Türk Milleti'nin elinden almaya çalışmak? Ne demek etnik ve mezhepsel kimlikleri öne çıkarmak? Bu kurulmak istenen komisyonun aslında terörün bitirilmesi ile ilgili konular için olmadığını herhalde herkes biliyor artık. Dağdaki teröristlerin başının tehdit dolu önerilerini ve pazarlık şartlarını duymayan, görmeyen kaldı mı acaba? Bütün bu olanlara karşı geldiğimiz noktada meselenin teröristin silah bırakması meselesi olduğunu hâlâ iddia etmek nasıl olabilir, olabiliyor anlamak mümkün değil.

Bakın! Artık kişisel bağlılık, kişisel hesap, kişisel iddia konularını çoktan aştık. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin gerçek beka sorunu ile karşı karşıyayız. Bu devletin kuruluş ilke ve felsefesi bellidir. Bu devletin kurucu iradesi temel oluşumunu açık biçimde ortaya koymuştur. Bu temelleri tartışmak, tartıştırmak, değiştirmek, değişmesine göz yummak bu aşamadan sonra büyük ATATÜRK'ÜN Türk Gençliği'ne hitabesindeki gibidir.

Yani, hem ATATÜRK'E bağlılık diyeceksin hem de onun iradesi ile kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kuruluş ilke ve felsefesinin değişim ve dönüşümüne destek vereceksin veya göz yumacaksın. Bu nasıl olabilir? Bu gidişat gidişat değildir. Bu ülkede Türk sorunu çıkarmak kimsenin yararına değildir, olamaz. Bu ülkede huzurun adı NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE sözünün varlığıdır. Bu ülkede rahatın adı milli ve üniter yapısının korunmasıdır. Bu ülkede birlikte yaşamanın adı Mustafa Kemal ATATÜRK'E bağlılıktır. Bu ülkede sıkıntısız, sorunsuz yaşamanın adı samimiyettir, ikiyüzlü tavırlar sergilememektir.

Bu son cümlenin üzerinde yeri gelmişken biraz duralım. Samimiyet nedir? Sözü ve özü bir olmaktır. Sürekli değişken olmamaktır. İkiyüzlü olmak nedir? Söyledikleri ile yaptıkları farklı olmaktır. İkiyüzlülüğe örnek, ATATÜRK'ten bahsederken, O'na ters işler yapmaktır.

Bugünlük de bu kadar. Daha ne anlatabilirim ki, daha ne söyleyebilirim ki...