Şehir içi veya şehirler arası yollarda hata yapan sürücülere kızdığınız olurmu hiç? Eminim her araç sahibi, buna evet diyordur. Düşünün…!!! Siz her türlü trafik kurallarına uygun araç kullanıyorsunuz ama, bir çok sürücü, trafik kurallarına uymuyor. Can ve mal kaybına yol açan kazalara sebebiyet veriyorlar. Kimi zaman hata yapan sürücüyü uyarmak istiyorsunuz fakat nafile…Atatürk Cad. Büyükşehir Belediyesi önünden geçip, Mersin istikametine dönüş yapacaksınız, o esnada yayalara yeşil ışık yanıyor ama, kimin umurunda? Araçlar yayalara yol vermeden, basıp gidiyor…Yayaların kimi el kol işareti yaparken, kimileri de kızgınlıklarını hoş olmayan söylemlerle dile getiriyorlar. Bu ara da yaptığı hatayı tekrar etmemesini söylemeye kalktığınızda ise, bu kez de sürücü ile tartışma başlıyor.

Oysa, yaşamın en basit kuralı; ‘’ Sana yapılmasını istemediğin şeyleri sen başkasına yapma dır.’’ Aslında trafik işaret ve işaretleri ile kurallara uyulsa, bu asap bozucu durumlar olmayacak. Kazalar çok nadir olacak. Trafik levhalarına da riayet edilmediğini görüyoruz. Bilinmektedir ki her trafik levhasının bir mantığı vardır. ‘Bu yola girilmez’ levhasını görmesine rağmen, bu kuralı ihlal eden sürücüye ne demeli? Levhanın anlamını mı bilmiyor? Yoksa kurala uymak mı istemiyor? Böyle yapmakla sadece trafik kuralını çiğnemekle kalınmadığı muhakkaktır. O levhanın oraya konulmasındaki önemli neden,sorumsuzca ihlal edilmektedir. Her sürücünün başına bir trafik polisi dikilmesi mümkün olmadığına göre, insanlar konulan kurallara uymak suretiyle, asayişin sağlanmasına ve huzura yardımcı olmalıdırlar. Geçenlerde, buna benzerbir şikayeti dile getiren bir yazı okumuştum; şimdi o yazıyı siz değerli okurlarımla paylaşıyorum:

‘’Ankara da Çankaya da köşkün önündeki yolda bir hız levhası bulunmakta. Rakamla 50 yazmakta.

Fakat 50 neyi ifade etmekte, o belli olmamakla beraber, oradan geçen her araç 80 km hızdan aşağı gitmemekte. Ya levhayı değiştir, yada buradan geçen her araca hız ihlalinden dolayı 90.- T.L. ceza kesilmesi gerekir. Ancak bu hız sınırına resmi araçlar, hatta belediye otobüsleride riayet etmediğine göre, devletin itibarı her araç geçişinde zedelendiğini düşünmekteyim.

Nerede bir hukuk ihlali görsem , adalet anlayışının bozukluğunun nereden geldiğini araştırırım. Mutlaka adaletin örgüsü, bir noktadan çözülmeye başladığı muhakkak, yoksa bu nasıl bir gevşeklik, nereden başlanacaksa, buna karar verilip, o noktadan gemi azıya çekmek gerekir. Hani eskiler der ya; ‘Balık her zaman baştan kokar‘ diye, bunun her zaman doğru olup, olmadığını araştırmayız. Hatta biz başkalarına öğüt verirken aynı hataya bizde düşeriz.

Geçtiğimiz senelerde bir kaç kez gittiğim Iranın AHVAZ kentinde, otelde, değişik insanlarla tanıştım. Hepsi de İranlı değildi. Alman, Hollandalı, İngiliz, hatta Amerikalı insanlarla tanıştım. Neden oraya geldiklerini, hatta nereden geldiklerini anlattılar. ÇoğunluğunDubaideki ofislerinden buraya geldiklerini anlatmışlardı. Hepside petrol ile ilgili ekipman pazarlamak için geldiklerini anlatmışlardı. Büyük Amerikan şirketleri DUBAİ de yerleşik bir Arapla müşterek şirket kurarak, Amerikan’ın İran’a uyguladığı ambargoyu delme adına, 5 liralık malı 10 liraya pazarladıklarını öğrenmiştim. Ne kadar zekice plânlanan bir senaryo.! Amerika ambargo koymakta, yine Amerikan firmaları Dubai üzerinden hem ambargoyu delmekte, hemde mallarını daha yüksek fiyattan pazarlamaktadırlar.’’

Neresinden bakarsanız bakın petrol zengini İRANIN almaya mecbur olduğu malzemeyi katlayarak satmanın düzeni. Alırsan, mecburen o parayı ödeyip alırsın, yoksa petrol pompalarında KELLYçalışmaz. KELLY çalışmaz ise petrol çıkamaz. Amerika, Türkiye’yi, İran petrolünün satılmasında aracı olduğu için RIZAYI bahane ederek, gözünün üzerinde kaşın var misali, cezalandırılmaya dava açmasını, komedi olarak nitelemekteyim.

Amerika, ‘herkese verir talkını kendi yutar salkımı’ misal önce kendi ülkesindeki şirketlerin DUBAİ’de ne yaptıklarına baksın, sonraBharara gitsin bunları incelesin…!!!

Bir taraftan müttefikim diyeceksin, öbür taraftan müttefikinin terörist ilân ettiği PYD,YPG gibi gruplara en son sistem silahları vereceksin. Onları eğitip, donatacaksın…Bu nasıl bir dostluktur? Bu nasıl bir müttefikliktir? Bir kez daha tarih tekerrür ediyor sanki:

SON SÖZ:’’ DEVLETLER ARASINDA EBEDİ DÜŞMANLIK DA YOKTUR, EBEDİ DOSTLUK TA…

SADECE ÇIKAR İLİŞKİLERİ VARDIR.’’