Baba olmak öyle her yiğidin harcı değildir. Baba olmak derken; İllegal işlerle uğraşan, mafya-mufya takılan, gaddar ve bir o kadar da suç dosyası kabarık, dizilerde rol kesen babalardan söz etmiyorum. Mert, delikanlı, kalender, helal para kazanan babalardan bahsediyorum. Yaklaşık 2 ay önce yazdığım köşe yazımda seçtiğim ‘Çoklu kardeş sendromu’ konulu yazım geldi aklıma. 5-6 kardeşli kalabalık bir ailede baba olmanın zorlukları. Neden mi? Şöyle ki; Öncelikle bir baba o kadar çocuğa nasıl bakar? Bu kadar kalabalık bir aileyi geçindirmek hiç kolay değildir. Bunun bebekliği ayrı bir sorun, okul masrafları ayrı bir sorun, hastaneden beri gelinmez, kıyafeti, yemesi-içmesi derken... Yazarken içim şişti! Ne yürek, ne sabır varmış. Akıllara zarar değil mi? Yeni nesil anne-babalar bir çocuğa bile zor bakıyor. Şimdi diyeceksiniz ki; ‘O zaman o kadar çocuk yapmasınlar.’ Haklı olabilirsiniz. Ama eskiden öyle değildi işte. Bu konuları isterseniz bir de büyüklerinize bir sorun. Bakın size neler, neler anlatacaklar.
Konumuza dönecek olursak; Her erkek çocuğunun hayalidir babası gibi olmak. Onun gibi davranmak, konuşmak, baba mesleğini yapmak ve büyüyünce babasının izinden gitmek gibi hayalleri olurdu. Baba ailenin reisi olduğu kadar, erkek çocuğunun da bir idolü ve kahramanıdır. Çocukluk yıllarımızda okulda yaramazlıklar, mahallede kavgalar eksik olmazdı. Şimdikiler gibi evinden, odasından çıkmayan çocuklar değildik. Cep telefonu, tablet, bilgisayarlar yoktu. Ama çok da mutluyduk. O zamanlar çocuklar sokaktan eve girmezdi. Anneler çocuklarını evlere zorla alırdı. Ama! Ama diyorum! ‘Akşam seni babana söyleyeceğim!’ veya ‘Baban geliyor!’ dendiği andan itibaren akan sular dururdu. Anneleri tarafından çağrılan, söz dinlemeyen o çocuklar 'Çil yavrusu gibi dağılır’ evlere nasılda kuzu, kuzu girerdi. Sadece bir ‘Baba’ kelimesinin ne kadar hürmet ve saygı gördüğünü bir düşünün.
‘Baba ulu bir çınardır.’ ‘Babanın gölgesi yeter’ der büyüklerimiz. Çocukluğumuzun babaları evlatlarını çok sever ama belli etmezdi. Biraz sert, korkutucu, ama koruyucu ve kollayıcıdır. Evlatları da babalarının aslında kendilerini çok sevdiğini bilir. O yüzden babalarına karşı aşırı sevgi-saygı ve hürmette kusur etmezler. Birçok filme-diziye konu olmuştur buna benzer baba tiplemeleri. Zamana yenik düşmüş, artık hayallerde ya da eski bir fotoğrafta kalan o devrilmez, ulu çınar, gölgesi yeten babalarımız.
Bazı film veya dizilerde baba ile ilgili bir sahne çıktığında babasını kaybetmiş bir evlat dayanamaz, gözyaşlarına boğulur. Babası ile yaşananlar, hatıralar gelir akıllara. Derin bir iç çekilir ve ‘Nerdesin be babam?’ sorusuyla beraber gözyaşları ile hatıralar film şeridi gibi geçer.
Küçüklüğümüzün geçtiği dönemlerde herkese karşı adaletli, iyiyi-kötüyü, sevgi ve saygıyı iyi bilen eli öpülesi babalarımız vardı. Birçok çocuğun babası esnaftı. O zamanlarda öyle zincir marketler, AVM’ler, büyük iş merkezleri yoktu. Dükkanların bulunduğu caddede nerden baksanız 100-150 kadar esnaf olurdu. Bakkalı, manavı, kasabı, kebapçısı, fırıncısı, pastanesi, kırtasiyecisi, fotoğrafçısı vs. gibi birçok esnaf. O kadar kalabalık bir semtte herkes mi sever, herkes mi sayardı birbirini. Evet, tam da söylediğim gibi. Herkes birbirini sever ve sayardı. Esnaflar kendi arasında çay-kahve içer, öğle yemekleri yer, tavla oynardı. Şimdi öyle mi?..
Yaş ilerledikçe, büyüyüp bir aile kurunca babalarımızın öğütleri, altın değerindeki nasihatleri, akıl vermeleri ne kadar da kıymetli oluyor değil mi ?
Devam edecek