Ahmet Zorlu’nun, Kayseri Olay Gazetesinde, 25 Temmuz 2020 Cumartesi günü yayımlanan yazısını, siz değerli okuyucularımla paylaşmak istedim… 24 Temmuz Cuma hutbesinde , Fatih Sultan Mehmet Vakfiyesinin, vakıf bedduası bahane edilerek, Atatürk’e lanet okunması (1934’de Bakanlar Kurulu Kararı ile Ayasofya müzeye dönüştürülmüştü) üzerine,

Ahmet Zorlu, bu yazıyı kaleme almış. Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u fethettikten sonra, Ayasofya’yı ibadete açmış ve 481 yıl boyunca, Ayasofya’da Müslümanlar, namaz kılmıştır. 1918-1923 arası, tam 5 yıl boyunca İngiliz ve Fransızların işgalinde kalan İstanbul, ikinci kez fethedilmiş, Mustafa Kemal Atatürk, Sevr anlaşması uyarınca işgal edilen İstanbul’u düşmandan kurtarmıştır. Geçmişine ve tarihine yabancı olmayan her Türk vatandaşı, Kurtuluş Savaşının, ne kadar zor ve ne kadar yoksunluklar içinde başarıya ulaştırıldığını bilmelidir. Şüphesiz ki bu kutsal savaşın baş mimarı ve stratejisti, eşsiz komutan, dahi insan, Mustafa Kemal Atatürk’tür…Ama ne yazık ki hala Arap zihniyeti ve Osmanlının yıkılışına neden olan, hilafet özlemi, bazı insanların ve makam mevkii sahiplerinin, vazgeçemediği, bir ütopyadır. İşte refikimiz Ahmet Zorlu, bu gelişmeler üzerine şu yazıyı kaleme almış:
‘’Zırhlı Mercedes’i ile geldiği İbadethanede, sahte kahramanlar gibi kılıç kuşanmak ve sonrada ülkenin kurucu değerlerine, kurucusuna hakaret etmek…!!!
Adama, “Haddini bil efendice yerinde otur” derler. Hem de, Türkiye Cumhuriyeti’nin Bağımsızlık Senedi Lozan’ın imza altına alındığı günün yıl dönümünde.
Hem de geçmişinde, Fetö Haininin ayak izlerine rağmen…
Atatürk olmak için önce, Arap Hayranlığını bir kenara koyup, Türk olmak lazım Efendi..
Sonra bu milletin onu Ata olarak görmesi gerekir…
Atatürk olmak için başka neler gerekir sayayım mı…???
Düşman çizmesi altında çiğnenen topraklarda isyan ateşi yakma becerisi gerekir…
Bir avuç inanmış insanla yola çıkarak, bir ülkeyi nakış nakış örmek gerekir.
"Bağımsızlık Benim karakterimdir" diyerek, bu değere bir ülkeyi, bir toplumu inandırmak gerekir.
Her türlü imkansızlığa rağmen, ülkenin işgal altında olmasına bakmadan topyekun bir isyan ateşini yakmak gerekir.
İngiliz’i, İtalya’nı, Yunan’ı, hatta Avusturalyalısından oluşan, devasa orduları Çanakkale Boğazına gömebilecek inanç ve iman gerekir.
Atatürk olmak için, Devletin hazine anahtarı elinin altındayken, anneden gelen "Paramız kalmadı oğul" mesajına, "Evdeki kilimleri satın" diyebilecek kadar, sağlam karakter ve sarsılmaz Ahlak gerekir.
Atatürk olmak için, 4 kadını bir erkeğe cariyelik için uygun görmek değil, her kadını birey olduğuna inandırmak, onun da erkek gibi seçilip seçebileceğini ona anlatmak gerekir.
Atatürk olmak için, kadının 4 adım önünden yürümek değil, yan yana, kol kola yürüyebilecek kadar aydınlık olmak gerekir.
Atatürk olmak için, bir köşkün çatısını tehdit eden ağacı kesmek yerine, Köşkü yerinden kaydırtarak, ağacı kurtaracak kadar çevreci ve doğa düşkünü olmak gerekir.
Atatürk olmak için, köylü ile bu aziz vatan toprağının üzerinde bağdaş kurup sohbet edebilecek kadar kibirden arınmak, gittiği tarlada galoşsuz yürüyebilmek gerekir.
Atatürk olmak için, Millete inanmak, güvenmek, yalan söylememek gerekir.
Atatürk olmak için milletvekilinin de bir öğretmen kadar maaş alması gerektiğini savunabilmek, ülkenin bağımsızlığının, dışa bağımlılıktan kurtulduğumuzda güvence altına alınacağına inanmak ve üretimi her alanda geliştirmek gerekir.
Atatürk olmak, bu ülkede yaşayan herkese, aynı ölçüde yakın, aynı ölçüde uzak olmayı gerektirir.
Atatürk olmak, kutsalları basamak olarak kullanmak yerine, onların insanın manevi dünyasına uygun değerler olduğunu savunmak ve saygı duymayı gerektirir.
Atatürk olmak, Allah’ın ayetleri ile bir yandan alay ederken, bir yandan da o ayetleri kitleleri uyutmak için kullanmaya izin vermez.
Atatürk olmak, Misak-ı Milli demektir.
Atatürk olmak, ülkede ve dünyada barışı savunmak demektir.
Atatürk olmak, teröriste uzak durmayı, başka ülkelerin iç işlerine karışmamayı, ama ülkenin iç işlerine de kimseyi karıştırmamayı gerektirir.
Atatürk olmak, ülkenin okullarında fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller yetiştirilmesi için her imkanı seferber etmeyi, bilimi, aklı, medeniyeti, çağdaşlığı savunmayı gerektirir.
Atatürk olmak, bırakın teröristle, bu topraklarda gözü olan devletlerle bile masaya oturmaya izin vermemektir.
Atatürk olmak, çalmamak, çaldırmamaktır. Devletin kör kuruşunu ziyan etmemek, ettirmemektir…
Atatürk olmak, çağdaş yaşamı sadece kendisine değil, ülke toprakları üzerindeki her bireye uygun bir yaşam tarzı olarak kabul etmeyi gerektirir.
Ve Atatürk olmak, demokrasiyi kafanın içinde benimsemek, ülke toprakları üzerinde her ferdin kanunlar önünde eşit olduğunu savunabilmektir.
Atatürk olmak, Yasama, Yürütme, Yargı, Basın, Üniversite gibi oluşumların bağımsızlığını sonuna kadar savunmayı gerektirir.
O nedenle önce sen, oturduğun koltuğun ilk sahibi, Rıfat Börekçi’nin hayatını oku da, sonra kılıç kuşanıp Ahkam Kes…
Ayrıca Unutma; Atatürk, Bağımsızlık, Demokrasi ve Cumhuriyet gibi değerler, bu ülkenin, bu milletin ‘Bam Telidir.’ Onlar üzerinde fazla dolaşma.
Kısacası; Sayın demeye dilimin varmadığı çakma kahraman.
Sen ve senin kafandakiler, bırakın Atatürk’ü eleştirmeyi, yanında çırak bile olamazdınız.
O nedenle ettiğin laflara dikkat et.
Hem de unutma; Soytarılarının ömrü krallarının ki kadardır…’’
Ahmet ZORLU

SON SÖZ:’’ İHANETİN NEDENİ OLMAZ, BEDELİ OLUR.’’