23 Nisan günü geldiğinde mutlaka 1920 yılına dönüp o gün Ankara’da olanları hatırlamak ve hatırlatmak şarttır. 23 Nisan 1920 Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışı ve Türkiye olarak ve Türk Milleti adına o dönemde atılan adımların belki de en büyüğüdür.

Peki böylesine tarihî güne nasıl gelinmiştir?

23 Nisan gününü mutlaka hatırlamalıyız derken elbette o güne gelirken atılan adımları da hatırlamalı ve hatırlatmalıyız. Bu nedenle TBMM’NİN açılışına giden yoldaki ana noktaları olsun anlatmakta yarar vardır.

Büyük ATATÜRK’ÜN bizzat söylediği gibi 1918’in 30 Ekim – 10 Kasım arasında Adana’da iken Millî Mücadele kararını vermiştir. 10 Kasım’da Adana’dan hareket ederek 13 Kasım’da İstanbul’a varmıştır. Aynı günde İstanbul’un işgal edilip boğazdaki düşman gemilerinin toplarını Dolmabahçe Sarayı’na doğrulttuğunu görüp içi yanmıştır. Çünkü daha 3 sene önce 1915’de bu gemilerin bunu yapamamaları için Çanakkale’de olağanüstü gayretler sarf edip Çanakkale Geçilmez dedirten büyük kahramanların en başlarında gelmektedir. Yani, kendisi bir Çanakkale Kahramanıdır. Ama ne yazık ki o gün, o kara günde Çanakkale’nin geçilip İstanbul’un işgal edildiğine tanık olmuştur.

Olmuştur da pes mi etmiştir? Hayır! Çünkü Büyük ATATÜRK, Adana’da iken Mondros Ateşkes Anlaşması’nın zaten bu şekilde sonuçlanacağını ilk görenlerden olduğu için gerekli uyarıları da yaparak artık tek yolun Türk Milleti’ni bütün bileşenleri ile direnmeye başlatmak olduğuna karar vermiştir. Onun için de pes etmemiş ve meşhur “Geldikleri Gibi Giderler” sözünü o anda içten gelen ve Türk Milleti’ne olan güvenine dayanarak söylemiştir.

13 Kasım 1918 tarihinden Bandırma Gemisi ile Karadeniz’e açıldığı 15-16 Mayıs 1919 tarihine kadar geçen 6 ayda İstanbul’da hiç durmamış ve sürekli temaslar, görüşmeler, ilişkiler, ayarlamalar, düzenlemeler ve yapılacak işler hakkında verilen kararlar peşinde olmuştur. İnanılmaz mücadelelerle geçen İstanbul’daki 6 ayın sonunda Trabzon ve havalisinde Türklerin Rumlara yaptığı iddia edilen saldırılarını durdurmakla görevli olarak 19 Mayıs 1919 günü Samsun’da karaya ayak basıp Anadolu’nun bağrına ve çok güvendiği Türk Milleti’nin kucağına kendisini atmıştır. İngiliz askerlerinin oradaki varlığından rahatsız olduğu için içerilere gitmeye karar vermiştir. Önce Havza’ya ve sonra da Amasya’ya geçmiştir. Karaya çıktıktan bir ay sonra 21-22 Haziran’da en yakın arkadaşları ile beraber imzaladığı meşhur Amasya Genelgesi ile Millî Mücadele’yi başlattıklarını ilân etmiştir. Bu Genelge’de alınan kararlar doğrultusunda Sivas Genel Kongresi öncesi Erzurum’da Doğu illeri Kongresi yapılması düşünülmüş ve 23 Temmuz-7 Ağustos 1919 tarihleri arasında bu Kongre Mustafa Kemal Paşa’nın Başkanlığında gerçekleşmiştir. Bu arada Kongreden önce 7-8 Temmuz’da İstanbul ile yaptığı haberleşmede çok sevdiği askerlik mesleğini bırakıp sivil olarak mücadeleye devam etmeye başlamıştır. Erzurum Kongresi’nin hazırlanmasında, yapılmasında ve sonuçlanmasında Erzurum merkezli 15. Kolordu Komutanı Kâzım KARABEKİR Paşa’nın mutlaka hatırlanması ve minnetlerimizi sunmamız şarttır.

Erzurum’dan büyük zorluklar, yokluklar ve engellerle gelinen Sivas’da da 1919’un 4-11 Eylül tarihleri arasında tüm ülke için bir Genel Kongre toplanmış ve düşmanla mücadele için kurulan yerel teşkilâtlar birleştirilerek tek bir elden yürütülmeleri kararlaştırılmıştır. Manda meselesinin en önemli konuyu oluşturduğu Sivas Kongresi’nde manda kararının çıkmamasında Mustafa Kemal ATATÜRK’ÜN çok büyük rolü olmuştur. Çünkü O’nun şiarı ve Türk Milleti için tek çözümün olduğuna inandığı kesin kararı şudur: “Ya İstiklâl, Ya Ölüm”.

Çok büyük tehditler altında yapılan Sivas Kongresi bittikten ve mücadele kararları alındıktan sonra yapılacak çalışmalar için araştırmalara başlanmış ve bu yer için en uygun merkezin Ankara olacağı kararlaştırılmıştır. 27 Aralık 1919 tarihinde Ankara’ya Ankaralı Seğmenlerin olağanüstü karşılamaları ile gelinmiştir.

Bu arada Padişah Vahdettin’in göreve gelince kapattığı Meclis-i Mebusan’ın yeniden toplanması için yoğun baskılar kurulmaya başlanmış ve sonunda zorlukla da olsa İstanbul’da Ocak 1920’de Meclis toplanmıştır. Elbette bu Meclis’in mebusları arasında Ankara’nın yerleştirdiği çok sayıda Milliyetçi Mebuslar da olacaktır. Zaten bu sayede bu Meclis’te Misak-ı Milli şubat ayında ilân edilmiştir. İşgal güçleri bu gelişmeleri içlerine sindiremediklerinden 16 Mart 1920 günü İngiliz askerleri Meclisi basıp oradaki Milliyetçi Mebusları tutuklamış ve Meclisi de kapatmıştır. Bu gelişmeler Padişah Vahdettin ve İstanbul Hükümeti’nin gözleri önünde ve hatta işbirliğinde gerçekleşmiştir.

Bu durumu zaten bekleyen Ankara ve Büyük ATATÜRK de Anadolu’dan yeni eklemelerle birlikte İstanbul Meclisinden kaçabilenleri Ankara’da toplayarak Türk Milleti’ni Meclissiz bırakmamıştır. Bugün yeniden güçlü görmek istediğimiz TBMM, işte büyük ümitlerle 23 Nisan 1920’de açılan o Meclistir. Dünyada çocuklara atfedilen tek bayram o gün anısına kutladığımız bayramdır, KUTLU OLSUN!