Bu sebeple bazı ülkelerde emeklilik sınırının 65 yaşın üstüne çıkarılması yaklaşımları sergilenmeye başlanmıştır. Bugünün şartları ile 65 yaşındaki insanların emekli yapılması, sosyal güvenlik kurumları ötesinde, başta bu kişilerin kendileri olmak üzere, başka sebeplerden ötürü de sakıncalıdır. Kişiler için, 65 yaşında, çalışmaktan kopma, çok erken görüldüğü gibi, kurum ve kuruluşlar için de bir bilgi ve deneyim kaybıdır.

Konuya bir başka açıdan baktığımızda, bilim ve teknolojideki gelişmelerin bazı kişilere zorluklar yarattığı söylenebilir. Örneğin bugünün genç nesli içinde bulunan X kuşağı bireyleri,

dünyaya geldiklerinde, merdaneli çamaşır makinesi, kaset çalar, transistörlü radyo ve pikapla karşılaşmışlar ve pek çok yenilik ve buluşa şahit olmuşlardır. Özellikle dijital teknolojinin iş hayatında kullanılmasıyla oluşan iş yapış şekillerindeki değişikliklere, uyum sağlamaya çalışmaktadırlar.

Doğumları 1945-1965 arasında olan Babyboomer, ya da ikinci dünya harbi sonrası kuşağı ile 1927-1945 arasında doğan sessiz kuşak için durum büsbütün fenadır. Bunlar, istisnalar dışında, teknolojiden hiç anlamazlar. Çoğu, elektronik posta, SMS, Twitter atmayı bilmez, mektup yazarlar. Ama eskiden kolayca ulaştıkları posta kutuları artık yoktur. Mektuplarının zarfları üzerine yapıştırdıkları Uçak ile,byAir Mail, par Avion etiketlerini özlerler. Kâh, yaşlı inatçılığı, kâh nostaljik sebeplerle hızlı treni sevmez, yataklı trenleri hayal ederler. Aynı sebeple, araba kullananlar düz vitesli arabaları tercih ederler. Otomatik vitese geçmiş olanlar da sürücüsüz araba fikrinden hiç hoşlanmazlar.

Alıştıkları sohbet toplantıları ortadan kalkmıştır. Eğer halâ varsa, aileleri içinde kendilerini yalnız hissederler. Bir araya geldiklerinde, diğerlerinin ellerindeki akıllı telefon, tablet bilgisayar vb. gibi ile meşgul olmaları onlara çok ters gelir.

Bilgiye ulaşma ve sanal gerçeklik gibi teknolojileri kullanmayı başaramayan kişilerin maruz kalacakları zorlukları kestirmek ve buna çare bulmak zor.

Bu nesil tükenir ve bu sorunlar ortadan kalkar demek mümkün değil. Zira teknolojinin gelişme ve değişme hızı, insanların onu algılama, özümseme ve yorumlama hızını geçti. Bu sebeple bugünün Y ve Z kuşaklarının, yarın benzer zorluklarla karşılaşmaları kaçınılmazdır. Mesela, o günün robotlarıyla anlaşma güçlüğü çekebilirler.

İleri yaştaki kişilerin maruz kaldıkları olgulardan birisi de, giderek yalnızlaşmalarıdır. Bu doğal yoldan yakınlarının, arkadaşlarının vefat edip eksilmeleriyle olduğu kadar, çeşitli sebeplerle giderek artan iletişim kurma güçlüğünün sonucu da olabilir.

Görme, işitme ve yürüme yetersizlikleri hobilerin yerine getirilmesinde engeller oluşturabilir. Bu duruma düşmeyenlerde ise, görüp duyduğu örneklerin kendisinin de başına gelebileceği endişesi belirebilir. Özellikle Alzheimer, Koah, Kanser ve Kalp hastalıkları, bir korkulu rüya gibi görülür.

Çoğunun, duymuş iseler, şairin şu sözüne yürekten katılacağından şüphe etmiyorum:

‘’Şu gençliği hayatın sonuna ekleseler de, biz de doğru dürüst yaşasak.’’

Bütün bunları düşünüp kurmak için bol vakit varsa ki, genelde olur, ölüm daha sık düşünülür. Giderek yaşama sevinci eksilir, hatta kaybolur. Yaşama isteği ve hayata sarılma gayreti azalır. Artık, yaşamaktan yorulma başlamıştır. Umutlar tükenmiş ya da tükenmek üzeredir.

Umut bir insan için yaşam enerjisidir. Tıpkı otomobilden, uçağa kadar tüm motorlu taşıtların yakıtı gibi… İnsanın enerjisi, geleceğe güvenle bakması, moral ve motivasyonu için elzem bir unsurdur, umut…İnsan ruhunun, insan düşünce duygularının en temel sermayesidir umut…

Umut beklentidir, umut heyecandır, umut istektir…

Bir insanın yaşam enerjisini elinden almak isterseniz, öncelikle onun umutlarını yok edin…

Oysa şurası bilinen bir gerçek ki; insanı ayakta tutan, en temel öge, umut ve güvendir…

Bilhassa toplumsal yaşamda bu durum kendini daha çok hissettirir.

Bir başka nokta daha var ki, o da vahim bir durum; teknoloji geliştikçe, insanlar arası ilişki zayıflıyor, insanlar yalnızlaşıyor, bireyselleşiyor, daha az zahmet, daha az emekle hemen hemen her şeye ulaşabiliyor. Ayrıca emek ve zahmet kıymetsiz oluyor, değersizleşiyor…

Buna birde yaş eklenince, 65 yaş üstü insanın yaşamı ciddi ciddi tehlike arz ediyor…

Huzur evleri, yaşlı bakım merkezleri de çözüm olmuyor…

Velhasıl, yaşam yoruyor insanı…Tıpkı son günlerin meşhur şarkısında söylendiği gibi;

**Ben yoruldum hayat, gelme üstüme,

Diz çöktüm dünyanın namert yüzüne,

Gözümden gönlümden, düşen düşene,

Bu öksüz başıma, gözdağı verme…

**** ****

Ben pişmanım hayat, sorguya çekme,

Dilersen infaz et, kâr etmez dilime,

Sözlerim ağırdır dokunur kalbe,

Şu suskun ağzımı açtırma benim…

SON SÖZ:’’ASLA GEÇMİŞTE YAŞAMA AMA, DAİMA GEÇMİŞTEN DERS AL…!’’