Türk Dil Kurumunun Türkçe Sözlüğünde yaşam;doğumlaölüm arasında yaşanan süre, ömür,hayat olarak tanımlanıyor. Bu tanımdan yaşam, hayat ve ömür sözcüklerinin canlılar için kullanıldığı sonucunu çıkarabiliriz. Oysa, bir çok cansız cisim hakkında metal yorgunluğu, raf ömrü gibi deyimler kullanılır. Bunlarla, bu maddelerin kullanılabilir olduğu, özelliklerini koruduğu süre kastedildiği açıktır.
Bu sebeple yaşamak, canlılığını, hayatını sürdürmekanlamında kullanılıyor. Biz burada, insan üzerinde odaklanacağız.
Yukarda, yaşam, hayat ve ömrün canlılar için kullanılan deyimler olduğunu belirtmiştik. İnsanın çok eskilerden beri doğa ve evreni tanıyıp anlama çabaları içinde canlılık, üzerinde en çok çalışılan konulardan birisidir. Acaba, evrendeki canlı ve cansızları birbirinden ayıran unsur nedir? Canlılar nasıl ortaya çıktı ve nasıl bu kadar farklı canlı türü oluştu? Bu suallerin cevabını hala bilmiyoruz.
Avusturyalı ErwinSchrödinger, kuantum fiziğine yaptığı katkılar dolayısiyle 1933 yılında Nobel ödülü kazanmış bir fizikçidir. 1944 yılında yayımladığı What is Lifeisimli popüler bilim kitabı yirminci asrın baş yapıtları arasında sayılmaktadır. Bu kitap Yaşam Nedirismi ile dilimize de çevrilmiştir.
E. Schrödinger kitabında, evvela canlı yapısını aydınlatmaya, canlının ve genetik şifrenin hangi fizik kurallarla işlediğini çözmeye çalışır. Daha sonra vardığı sonuç kısaca şudur:
Canlı maddenin yapısı hakkında tüm öğrendiklerimizden onun olağan fizik yasalarına indirgenemeyen bir tarzda işlediğini bulmaya hazırlıklı olmak zorunda olduğumuz anlaşılıyor. Bu olgu, herhangi bir “yeni kuvvet” in var olması, ya da canlı organizma içindeki tek atomların davranışı yüzünden değil, yapılış tarzının şimdiye kadar test ettiğimiz herhangi bir şeyden farklı olmasındandır...
Biyolojide tamamen farklı bir durumla karşılaşıyoruz. Sadece tek bir kopyada varlığını sürdüren tek bir atomlar grubu birbiriyle ve çevre ile anlaşılması en zor yasalara uyarak olağanüstü düzenli olaylar üretiyor.
Bu kitap, bir popüler bilim kitabı olup meslekten olmayanlar için yazılmasına karşın, moleküler biyolojinin doğumunu ve DNA’nın keşfini tetikleyen bir etki yapmıştır.
YAŞAMIN AMACI:
Yaşam ve yaşamın amacı ile ilgili ebedî, felsefî ve bilimsel çok sayıda eser ve söz mevcuttur. Aşağıdaki bazı sözlerin, birbirine çok yakın anlamlar içerdiği göze çarpıyor:
-Hayatın amacı, amaçlı bir hayattır (DeepakChopra)
-Hayatın amacı, hayatın kendisidir (Goethe)
-Belirli bir hedefi olmayan her hayat, bir hatadır (Stefan Zweig)
İster bir gün, ister bir yüz yıl yaşayalım, asıl soru hep var olur:
-Hayatımızı anlamlı kılan nedir?(Dalai Lama)
-Bir amaç olmaksızın sırf yaşamak için yaşamaya ne gerek var! (Lev Tolstoy).
Bunlara benzer sayısız söze ulaşmak mümkün. Bana göre bu sözler gerçekte olanı değil, olması gerekeni yansıtıyor. Zira, insanların çoğu amaçsız, ya da farkına varmadan, ulaşmaya çalıştıkları bir hedef, ya da hedefler yolunda hayatlarını sürdürüyorlar.
Olması gerekenin, düşünürlerin yukarda verdiğimiz sözlerindeki gibi olmasına ben de inanıyorum. Hatta amaçsız bir yaşamın bir trajedi olduğunu düşünüyorum. Ama bu amaç, hayatın kendisi gibi, yaşar olmalı, gerektikçe yenilenip yeni hedeflere yönlendirilmelidir. Bütün ömrünü tek bir amaca ayırmak mümkün, ama nadir görülen bir davranıştır. Burada Jean Paul Sartre’ın,kendi yaşamını inşa etmenin ötesinde yaşamın başka amacı yoktursözünün benim düşünceme yakın düştüğünü görüyorum.
Burada ister istemez, insanlar yaşamlarını kendi özgür iradeleri ile inşa edebilirler mi? sualini sormak gereği ortaya çıkıyor. Yaşamı etkileyen o kadar çok dış etken var ki, özgür iradeye fazla bir şey bırakmıyor. Doğa, aile, eğitim, içinde yaşanılan ortam, ülke yönetimi, medya, yaşanan önemli olaylar (kaza, sağlık sorunları vb. gibi) insan yaşamını kaçınılmaz tarzda şekillendirir. Bütün bu etkilerin altında insanlar yaşamlarında çeşitli çelişkili davranışlar da sergilerler.
Devam edecek…