Bir önceki yazımda, Türkiye'deki gıda enflasyonuna genel olarak değinilmiş, artışın ana sebebinin üretim yetersizliği ve dağıtım kanallarındaki yapıdan kaynaklandığı vurgulanmıştır. Bu günkü yazımda ise üretim yetersizliği ve dağıtım kanallarının yapısını incelemeye başlayalım. Her zamanki gibi basit bir soruyla, konuya giriş yapalım. Niçin nüfus artışımızın getirdiği talep artışını karşılayacak, üretim artışını yapamıyoruz? Nedenlerden birincisi, her geçen gün tarım alanlarımız ile hayvancılığın can damarı olan mera ve otlakların azalmasıdır.Türkiye'nin karasal büyüklüğü olan 769.632.000 dekarın, yaklaşık % 31,1'ine denk gelen 239.430.535 dekarında tarım ve hayvancılık yapılabilmektedir. Tarım ve hayvancılık için elverişli olan yerlerin gerek konut yapımı, gerekse sanayi ve diğer amaçlarla her geçen gün azaltıldığına şahitlik ediyoruz. Son on yılda tarım ve hayvancılık yapılan yerlerin % 8,20'sini maalesef kaybetmiş bulunuyoruz. Öncelikle bu gidişe bir son vermeliyiz. Bırakın tarla, bahçe,mera ve otlakları azaltmayı, aksine, ıslah çalışmalarıyla söz konusu alanların artırılmasına çalışmalıyız. İnşaat sektöründeki teknolojik gelişmeler, kullanılan araçlar, tarıma ve hayvancılığa elverişli olmayan, dağlık, kayalık, taşlık arazilerde konut, fabrika ve her türlü yapının üretilmesini mümkün kılmaktadır. Dolayısıyla, artık gıda üretimine elverişli alanlarda değinen yapıların kurulmasına ihtiyaç kalmamıştır.

Tarım ve hayvancılık yapılabilecek alanların artırılması, artık ülkemiz için pek mümkün değildir. Mevcut toprakların korunması başarı sayılacaktır.Yeterli üretim yapılamamasının ikinci nedeni, tarım ve hayvancılığımızın gelişmiş ülkelerdeki verimliliğin gerisinde olmasıdır. Yaptığım araştırmalarda, tarla ve bahçe ürünlerde dekar başına üretim miktarında, gelişmiş ülkelerden % 25-30 oranında daha az üretim yaptığımız ortaya çıkmaktadır. Çiftçilerin eğitimi, modern tarım aletlerinin kullanılması, tohum ıslahı, toprakların analizi, gübre ve sulamada yeni yöntemlerin hayata geçirilmesi halinde çok kısa sürede mevcut üretim miktarının % 30 artırılması olası görülmektedir. Değinilen hususlar hayvancılık sektörü için de geçerlidir. Irkların ıslahı, veterinerlik hizmetlerinin geliştirilmesi, modern ahır ve besi alanlarının yapımı, hayvanların sağlıklı beslenmesi sağlanır ise hayvansal ürünlerde tarımsal üretimden çok daha fazla artış sağlamak mümkündür. Hayvancılık sektöründe üretim artışı, tarımdaki kadar toprağa bağlıda değildir.

Gıda fiyatlarının artışında, üretim yetersizliği kadar ürünlerin tüketiciye ulaştırılmasındaki yöntem de son derece önemlidir. İdeal olan, ürünlerin en kısa yoldan, fazla el değiştirmeden nihai tüketiciye sunulmasıdır. Ülkemizde ürünler, tüketiciye ulaşıncaya kadar çok sayıda el değiştirmekte, her aracı aldığı fiyatın üzerine % 20-25 oranında kendi karını ekleyerek kendisinden sonra gelene malları devir etmektedir.Böyle olunca, üreticinin kilogramını bir liraya sattığı ürünü, haller dahil 4-5 aracının karıyla, tüketicinin iki liraya satın almak zorunda kaldığını hepimiz biliyoruz. Bu durumdan tüketici kadar, üretici de şikayetçidir.Ürünlerin son tüketiciye, aradaki aracıların ortadan kaldırılarak sunulması, en az üretim artışı kadar önemli hale gelmiştir. Ülkemizde son derce başarılı hizmetler sunan Et ve Balık Kurumu, Süt Kooperatifleri, Çukobirlik, Fiskobirlik,Tariş gibi üretici kooperatiflerinin sayısının ihtiyaç kadar artırılması gerekmektedir. Yine, halk pazarlarının tüketici kooperatiflerine dönüştürülme zamanı gelmiştir.Üretici ve tüketici kooperatiflerinin iyi organize olması halinde,gerek büyük zincir mağazaların, gerekse tüzel kişiliğe kavuşturulan halk pazarlarının, değinilen üretici birlikleri ile sözleşme yapmak suretiyle, ürünleri en fazla iki el değiştirerek satışa sunma imkanına kavuşacaklardır. Bu durumdan üretici ile birlikte tüketici de ziyadesiyle memnun olacak, fiyatların bir kaç kişi tarafından aşırı yükseltilmesinin önüne geçilebilecektir.

Saygılarımla