Ülkemizin bütün kurumları ile oynanmış, taşlar adeta yerinden sökülmek istenmiştir. Bunlar neden yapılmıştır? 1918'de başlayan Türk Direnişi, Lozan Anlaşması ile en önemli aşamasını geçmiş ve Cumhuriyet'in kuruluşu ile taçlanmıştır. Bu bizim, bölgemiz ve dünya açısından ne anlama gelir?

 

Ülke olarak zor bir dönemden geçtiğimizin farkındayız ve farkında olmalıyız.

Ülkemizin bütün kurumları ile oynanmış, taşlar adeta yerinden sökülmek istenmiştir. Bunlar neden yapılmıştır?

1918'de başlayan Türk Direnişi, Lozan Anlaşması ile en önemli aşamasını geçmiş ve Cumhuriyet'in kuruluşu ile taçlanmıştır. Bu bizim, bölgemiz ve dünya açısından ne anlama gelir?

Şu anlama gelir: Şark Meselesi adı verilen, yani Türklerin önce Avrupa’dan sonra da Anadolu'dan gönderilmesi, geldikleri yere gitmeleri gereğinin Batılılıların istedikleri gibi halledilememesi anlamına gelir.

Avrupa, özellikle Atilla'dan beri yani, MS 370'lerden beri Türkleri çok iyi tanımaktadır. 1071 Malazgirt mağlubiyeti, hemen arkasından gelen ve 200 yıl süren Haçlı Seferlerini Türklerin tek başına püskürtmesi ve İstanbul'un Türklerin eline geçişi Avrupa milletlerini derinden etkilemiş ve silinmez,  unutulmaz bir Türk düşmanlığına, Türk karşıtlığına getirmiştir.

Nitekim bu gerçeği, üniversitemizde ders veren akademisyen Neumark Türk öğrencilerine şöyle söylemiştir: "Siz Türkler unutmayın ki, Avrupalılar size daimi olarak düşmandır ve bu değişmez."

Bu gerçeğe göre elbette yaşanamaz. Bu ölçülerle ilişki elbette sürdürülemez. Ancak bu gerçeği yok sayarak da yaşanamaz, yaşanmaz.

İşte, Avrupa devletleri Şark Meselesini hallettik dedikleri, yani Mondros ve Sevr ile Türkleri geldikleri yere gönderme imkânını elde ettik dedikleri bir zamanda Milli Mücadele ve Lozan Anlaşması ile büyük bir hayal kırıklığı yaşamışlardır.

Büyük Başbuğ Mustafa Kemal ATATÜRK döneminde asla surda gedik açamayan güçlü batılı devletler, özellikle İngiltere O büyük dehanın vefatından sonra aşama, aşama sızma harekâtına girişmişlerdir.

2. Dünya Savaşı sonucunda dünya paylaşımı ve egemen güç olma konusunda ABD ön plana çıkınca, ülkemiz bu devletin adeta gizli bir kuşatması altına girmiştir.

Bir konuyu daha özellikle vurgulamak gerekmektedir. Avrupa devletleri ve onların ürettikleri zorba ABD, Türklere din eksenli bakmamaktadırlar. Çünkü Müslüman olmadan çok önceki dönemlerden beri Türkleri iyi tanımaktadırlar. Bu konu oldukça önemlidir. Çünkü Haçlı Seferlerini nitelendirmek bu konuya açıklık getirmek anlamına gelmektedir. Diğer bir ifade ile, Haçlı Seferleri, Hilal-Haç kavgasından çok Haç-Türk kavgası olarak nitelendirilmelidir. Neden? Çünkü 200 yıllık Haçlı Seferleri sırasında Türklerden başka diğer hangi Müslüman millet direnmiş, Türklere destek vermiş ve Türklerden başka kimin kanı akmıştır?

Bu tarihsel gerçekler ortada iken Büyük Başbuğ Mustafa Kemal ATATÜRK'ÜN vefatı ve özellikle 2. Dünya Savaşından itibaren el altından kuşatılmış olmamızı anlamak zannederim daha kolaylaşır.

En yalın haliyle konu aslında şudur: Anadolu’da Türkler, Cumhuriyete geçiş ile birlikte ayaklarına, ellerine takılan prangaları, zincirleri kırarak ilerlemeye, gelişmeye ve hatta yaşamaya olağanüstü gayret sarf etmektedir. Zaten ATATÜRK, tarihsel gerçekleri çok iyi bildiği için her şeyi göze alma pahasına çok kısa sürede çok çok büyük büyük işler yapma gereğini duymuş ve bunu da çok büyük ölçüde başarmıştır. Kısa sürede elde edilen bu başarıların Batılı egemen güçlerin, güçlü devletlerin sindirebilmeleri, kabullenebilmeleri mümkün değildir. Bu nedenle kendini Türk hisseden her kişi bu gerçekler ışığında düşüncelerini yoğurmalı ve buna göre yaşamaya alışmalıdır. Bunu yapmak zor değildir. Çünkü bugünkünden çok daha zor olan 1918 şartlarında bunu yapmış ve 20 yıl içerisinde akıl almaz başarılar elde etmiştir.

Türk Milleti yine yapar ve yine yapacaktır. Bundan hiç şüpheye düşmemek gerektir.

Şöyle söylenebilir; her sıkıntımızın altında başkalarını mı aramalıyız, başkalarını mı suçlamalıyız?

Elbette böyle düşünerek yaşayamayız. Ancak, bu gerçekleri de göz önüne almak zorundayız diyorum. Bu gerçekler asırlardan beri var.  Osmanlı Devletimizin dünya hâkimi olduğu dönemleri ve 1918-1938 arasındaki dönemi de doğal olarak görmezlikten gelemeyiz. Yani iç ve dış bütün engellere, zincirlere rağmen yapmışız ve başarmışız.

Anadolu da Türk olarak kalmanın bedeli vardır ve biz bu bedeli ödüyoruz, ama ilerledik ve ilerleyeceğiz.

Bugünkü ağır şartlara bir de bu gözle bakalım.

Başardığımız dönemlerdeki insanımız bu gerçekler var diye ümitsizliğe, yılgınlığa, yeise, küskünlüğe düşse idi bugün yaşadığımız olumsuz duyguları bile yaşayacak ortamımız olur muydu, kalır mıydı?