Taşkent ve Fergana’da teslim olur. Nasır, bundan sonra Arap hâkimiyetini daha yumuşak politikalar uygulayarak sürdürür. Yurtlarını terk ederek giden Türklerin geri dönmeleri halinde vergi borçları affedilir. Halk içinden Müslüman olanlara bazı ekonomik ve sosyal çıkarlar sağlanarak, onların kendiliğinden Müslümanlığı seçmeleri teşvik edilir. İslâm’ın taraftar bulabilmesi için, gerek korkutarak, gerek teşvik ederek gereken her türlü tedbir alınır. Bu alınan tedbirler yavaş da olsa sonuç verir. Türk topraklarındaki son Emevî Arap valisi Nasır İbni Seyyar Türklere İslâm’ı kabul ettirtmeyi başarmıştır.
Bizi ilgilendiren tarih buraya kadardır. Bundan bir süre sonra Arap topraklarında, Emevî Hanedanının egemenliği son bulur ve Abbasilerin devri kendini gösterir. 749’da Abbasiler Emevî Hanedanını zorlamaya başlar. Arap topraklarında başlayan iç savaş, Emevîlerin dışarı yayılmaları için gerekli olan kuvvetin bölünmesine yol açar. Abbasilerle birlikte, Müslümanlaştırılan halklar üzerinde daha uyumlu, onların örf ve ananelerine uyan bir İslâm uygulanır. Emevîlerden sonra İslâmiyetin evrensel bir din olduğu şeklinde uygulamalar yapılarak İslâm’ın daha geniş kitlelere yayılmasına özen gösterilir. Bu şekilde önceleri Arap dini olarak kurulan din, giderek daha bir evrensel görünüm kazanır. Bu arada Araplar arası çatışmalar da giderek şiddetlenir. Araplar arası kavgada Mevaliler, yani azat edilmiş köleler de belli bir önem kazanırlar.
Bu çatışmaların içinde olan Arap şefleri Mevali’yi kendi taraflarına çekmek isterler. Ancak, bütün Müslümanları eşit gören İslâm karşısında Mevali’nin durumu belirsizdir. Mevali, eşitliği öngören İslâm adına, Arap üstünlüğüne karşı çıkar. Ali tarafı ve Peygamberin amcası Abbas’ın soyu, Emevîler tarafından kendilerinden hile ve zorbalıkla alınan iktidarlarının asıl sahipleri olarak görünmeleri, beraberinde bir takım siyasal sorunları da başlatır.. Bu arada, sınıfsal farklılıklar ve beraberinde yaşanan olumsuzlukların nedeni olarak, ezilen sınıf tarafından İslâm’ın kendisi değil, Emevî hanedanın iktidarı sorumlu tutulur.
Müslüman Araplar Türklere Neden Saldırmıştır:
Genelde, bu tarihi bilen İslâmi çevreler, Müslüman Arapların Türklere saldırmasını, onları İslâm dinine davet etmek, gerekirse bu uğurda zor kullanarak, onları İslâm’a boyun eğdirmeye zorlamak şeklinde yorumlarlar.. Ancak tek neden bu değildir. Bu konu da ayrıca Zekeriya Kitapçı’nın ‘Yeni İslâm Tarihi ve Türkler’ adlı Kitabında anlatılmıştır. Aşağıdaki pasaj, aynı kitaptan alınma bir bölümdür.
Değişen Arap Toplumunun Yeni Hayat Anlayışı:
a) Harbeden Askerlerin Servete Kavuşma İsteği.
Arapları, Orta Asya’yı fethe zorlayan bir diğer faktör de, savaşan askerlerin kısa zamanda büyük servet ve zenginliklere sahip olmaları idi. Değil daha sonraki devirler, ilk devirlerdeki fetih hareketlerinde bile sosyo-ekonomik nedenlerin çok önemli bir faktör olduğu ortaya çıkmaktadır. Genellikle Bedevi, çölde yaşayan, yoksulluk ve çok insafsız bir hayat mücadelesi içinde yoğrulan Araplar, daha İslâm’ın ilk devirlerinde savaşan askerlerin, verilen yüksek maaş ve ganimetler dolayısıyla kısa zamanda büyük bir servet ve zenginliğe kavuştuklarını görmüşlerdir. Mücahit gazilerin bundan sonraki yaşantıları ve hayat seviyeleri bir anda değişmiş ve harbe iştirak etmeyenlere nazaran çok daha iyi ve müreffeh bir hayat sürmeye başlamışlardır. Bu kabil Arap bedevilerinin o zamanki durumu, bugün Anadolu’nun iç kısımlarından kalkarak aynı sosyo-ekonomik nedenlerle çalışmak için Almanya’ya giden Türk köylüsünü ve onun sosyal hayatında da meydana gelen baş döndürücü değişiklikleri hatırlatmaktadır. Bunun içindir ki Arap kabileleri çeşitli cephelerde savaşmak için, hatta Hz. Ömer devrinde, Medine’ye çok büyük kafileler halinde akın akın gelmeye başlamışlardır. Daha sonraları bunları Bedevi aileler takip etmiş ve dolayısıyla Arap yarımadasının dışına daha o devirlerden itibaren çok büyük bir Müslüman Arap göçü L. Caetani’nin ifadesiyle tarihte ilk defa Sami ırkının göçü başlamış oluyordu. Tarihte belki ilk defa vaki olan bu Sami Arap göçü, Emevîler devrinde de bütün canlılığı ile devam etmiş, sadece İran’a değil, Türkistan’ın Buhara, Baykent, Semerkant gibi daha birçok büyük şehirlerine önemli ölçüde Arap aileleri yerleştirilmiştir. Özellikle Buhara’ya yerleştirilen bu kabil muhacir Arap aileleri o kadar çoktu ki, Kuteybe b. Müslim be yerleşik Arap nüfusu ve kesafetine dayanarak bu büyük Türk şehrini nerede ise kolonize etmeye kalkışmış ve bunda önemli ölçüde de muvaffak da olmuştur. Genellikle 25-50 bin arasında değişen ve aile efradıyla birlikte yapılan bu göçler, bir taraftan İran ve Türkistan’ın büyük şehirlerinin Arap nüfusuyla iskân edilmesine, diğer taraftan da siyasi Arap hâkimiyetinin bölgede daha kolay bir şekilde yerleşmesine ve hatta İslâm dininin gelişme ve yayılmasına da yardım etmiştir.
19 Şubat Pazartesi günü, 9 bölümle yazımıza devam edeceğiz…