Son zamanlarda adeta Türklüğümüzü unutturmaya çalışan, Arap hayranları ile Arap sempatizanlarının gerek sosyal medya da, gerekse diğer medya kanallarındaki Araplığı ön plâna çıkaran, söylemlerini gördükçe, içim sızlar oldu. Afrin harekâtı için tüm Türkiye tek vücut olup kenetlenmişken, Millet olarak askerimiz, devletimiz ve tüm güvenlik unsurlarımız için birbirimize sıkı sıkıya sarılıp, muzaffer olmaları için dua ederken, ordumuza bile ‘ümmet’ ordusu demekte neyin nesi? Anlı şanlı Türk Ordusu ne zamandan beri ümmet ordusu oldu? Biz Haçlı savaşımı yapıyoruz? Öyle ki; daha İslâmiyet le tanışmamış,

henüz İslâmiyet’i kabul etmemiş bir dönem için bile, videolar da, ‘’Cebeli Tarık’ta gemileri yakan, geriye dönmeyi lügatından çıkaranların torunu ‘’ diyecek kadar Türklüğünden uzak insanlar, bizleri bir anda Arapların torunu yaptı. Tarihine bu kadar yabancı bir insan olur mu?

Oluyor demek ki… Yoksa, taa 711’de deki Arap komutan Tarık Bin Ziyad’ın İspanya’ya çıkışı ve savaşı kazanmak zorunda olduklarını ispat için, donanmayı Cebeli Tarık boğazında yaktırmasını, Türk Milletine niye maletsin ki??? Milliyet, Irk, Soy, Sop ayrı şey, inanç, Din ayrı şey. Türkiye Cumhuriyeti bir İslâm devleti değildir. Ancak, T.C. Ülkesinde yaşayan insanların %99’zu İslâm dinine mensup, Müslümanlardır. Hem Türklüğümüzle, hem de İslâm dinine mensup olan Müslümanlar olarak, dinimizle övünür, gurur duyarız. Ancak, davamız Milli dava mı? Dini dava mı? Bunun ayırdını iyi yapmamız, bilinçli yapmamız lâzım…

Atamızın ;’’Hakimiyet, kayıtsız şartsız Milletindir ‘’ sözünü, ‘’Hakimiyet, kayıtsız şartsız ümmetindir’’ şeklinde telaffuz eden, marifetmiş gibi bunu sosyal medyada paylaşan insanlar, hiç düşünmüyor mu, Millet kavramı başka, ümmet kavramı başka… Millet bu vatan da, bu Türkiye Cumhuriyetinde yaşayan tüm insanları kapsar. Rum, Ermeni, Laz, Çerkez vs. vs. hepsini kapsar. Ümmet ise bir inancın insanlarını ifade eder. Sınıf, cemaat demektir. İslâm toplumunu ifade eder. Müslüman olmayanlar, bunun dışında kalır.

‘’Bir Cihan ki, ben bu Cihanın nesindeyim,

Dünya denen mezellete, dalsın her isteyen;

Ben ırkımın şeref taşan efsanesindeyim.’’

İşte bu ve buna benzer, eylemleri, söylemleri duya duya, göre göre bu yazı serisini hazırlama gereği duydum. Bunun için de başlangıca, yani Türkler ’in İslâmiyet’e geçiş dönemine gittim.

Bir çok kaynaktan elde ettiğim bilgileri, siz değerli okurlarımla paylaşmak istedim. Bilen biliyordur ama bilmeyenler de tarihi gerçeklere şahit olsun….

Türk-İslâmcı resmi tarihimizin gizlediği konu: Türkler nasıl Müslümanlaştı?

Bu konu Tarih dersi kitaplarımızda, Türklerin 9. ve 10. Yüzyıl da İslâmiyet’i benimsediği yazılarak geçiştirilir. Türk boylarının kendi istekleri ile İslâm’ı benimsedikleri sanısı verilir. Orta-Asya’dan göç etmiş Türk kabileleri henüz bir devlet olmamaları ve iç anlaşmazlıkları nedeniyle bilhassa Müslüman Emevilerin yaptığı katliamlara uğramışlardır. Şaman Türkler, Müslümanlar tarafından Curcan ve Talkan şehirlerinde çocuk, kadın, yaşlı demeden kitle katliamına uğramıştır. Orta Asya’dan batıya göç eden Şaman Türklerin hâkim kesimleri üç yüz yıl süren direnişlerine rağmen sonunda İslam’ı benimsemek zorunda kalmışlardır. Türk yönetici kesimlerin çıkarı açısından cihat ideolojisi, çok eşlilik gibi “yenilikler” nedeniyle İslâma uygundu.

Giderek daha çok siyasete bulaştırılmak istenen İslam, ilk olarak Türklere ne şekilde ve hangi şartlarda gelmiştir pek bilinmez, sanki bilinmesi de pek istenmez. Ancak, birçoğumuzun bilmediği, ya da bilmek istemediği bu tarih, en çok bilmemiz gereken konuların başında gelmektedir.

Aşağıdaki belge tamamen İslâmi kaynaklardan, Taberi ve Zekeriya Kitapçı gibi İslmi tarihçi ve yazarlardan düzenlenerek hazırlanmıştır.

Türklerin ilk Müslümanlaştırılmaları ile ilgili 670’li tarihlere dayanan bilgiler ne yazık ki okullarda bize hiçbir zaman verilmemiş, verilen bilgiler ise, Türklerin Müslümanlığa geçişleri kendi istekleri ile olmuş gibi gösterilerek, 740’lara kadarki tarih atlanarak verilmiştir. İslam’ın Türklere zorla kabul ettirilmeleri ile ilgili 670’lerden başlayarak 740’lara kadar uzanan tarihin bize okullarda anlatılmamasının nedenlerini, bu kısa tarihi öğrenince biraz daha anlamak mümkün olabilecektir. Şimdi, bu atlanan 70 senelik tarihe bir göz atalım.

Müslüman Arapların Türklere İlk Saldırıları:

Seyhun ve Ceyhun nehirleri arasında bulunan bölge tarihi ipek yolu üzerindedir.. Türk beylikleri, bu bölgedeki, Buhara, Semerkant, Talkan, Baykent gibi şehirlerde yerleşmiş yaşıyorlar, deri imal ediyor ve pamuktan kâğıt üreterek bunları satıyor ve iyi de para kazanıyorlardı.. Bu üretimlerinin yanı sıra Altın madenleri çalıştırıyorlardı.. Özellikle adı zengin şehir manasına gelen, Semerkant’ın zenginliğinin o devirde dillere destan olduğu söylenir..

Bu zenginlik öteden beri Talancı Arapların iştahını kabartıyorduysa da, Türklerden çekiniyorlar ve araya sınır olarak koydukları Ceyhun nehrini geçmeye pek cesaret edemiyorlardı.. Çünkü daha önce Halife Osman zamanında, Muhammed bin Cerir komutasındaki Araplar İslam’ı yayma bahanesiyle oraları talan etmek için 2700 kişilik bir ordu ile Fergane’ye kadar girdiyse de Türkler tarafından yok edilmişlerdi. Ancak daha sonraları Muaviye tarafından, Ceyhun nehrinin altında kalan Horasan’ın tamamıyla işgal edilmesi ile o bölgede ilk Araplaştırma ve İslamlaştırma girişimleri başlamış oldu..

Devam edecek…