Dünyada ki ve Türkiye’de ki gelişmelere iki açıdan bakmakta fayda var. Bunlardan birincisi ’DEMOKRASİ’ ikincisi ise; ‘EKONOMİ.’ Bir ülkenin, bir devletin iki temel göstergesidir bu anahtar kelimeler…tüm olaylara, tüm gelişmelere, bu açılardan bakmak gerekir.

Demokrasiyi içselleştiren, ekonomisini rayına oturtan ülke, gelişmiş, halkının refahını sağlamış ülke konumuna geliyor. Pazar da, ticarette, rekabette üstünlük sağlıyor. AR-GE ve İnovasyona bütçesinden daha fazla pay ayırıyor. Yaptığı buluşlar, yenilikler, teknolojide önde olmasını sağlıyor. Katma değerli ve katma değeri yüksek ürünler üreterek, ihracattaki katma değerli ürün miktarını, ihracat payında %30’zun üstüne çıkartabiliyor…Bu ülkelerin eğitim, sağlık, adalet, sosyal yapısı, sanat, spor gibi alanlardaki başarısı ve halkının mutluluğu da tabii ki oldukça yüksek düzeyde oluyor…Dolayısı ile bu iki sihirli kelime, ülkelerin kaderini belirliyor. Her iki kelime, birbirinin olmazsa olmazıdır.

Hal böyle iken, biz de durum nasıl? Uzmanlar bu konuda ne diyor…!!!

Kişi hak ve hürriyetleri, adalet sistemi ile hukuk sisteminin işleyişi, ne yazık ki özgürlükler açısından pek te iç açıcı değil. Bilhassa yurt dışında çalışan konusunda uzman iktisatçılar, ekonomistler ve yabancı ülkelerde ki saygın üniversitelerde kürsüleri olan, öğretim üyesi akademisyenler, zaman zaman verdikleri demeçler ile konferanslarında görüşlerini açıklamaktadırlar. Daha tarafsız , daha objektif olan bu açıklamalara baktığımız da, Despotizm rayındaki Türkiye, ekonomik ve siyasal istikrardan uzaklaşıyor! Anlamında bir kanı olşuyor…İşte bunlardan bir tanesi de, dünya çapındaki en iyi 10 ekonomistten biri olarak gösterilen, ABD’ nin en saygın üniversitelerinin başında gelen MIT Teknoloji Enstitüsünde İktisat dersleri veren, Prof. Dr. Daron Acemoğlu’dur.

Daron Acemoğlu; Demokrasi açısından mutlu zamanlardan geçmiyor dünyamız da diyor…

Bu noktada Hasan Cemal devreye giriyor… Hasan Cemal şunları dile getiriyor…

Bazen yıllar öncesine kaçmak hüzünlü de olsa iyi geliyor.
Dün akşamüstü Boğaziçi Üniversitesi'ndeydim, Prof. Daron Acemoğlu'nun konferansını izlemek için. Eski zamanlarda Boğaziçi'nin adı Robert Kolej'di.
Çam ağaçlarının arasından Boğaz'ı, Bebek'i seyrederken, o çok eski zamanlarda yaşadığım büyük hayal kırıklığı aklıma geldi.
1961'de liseden mezun olunca Robert Kolej'e girmeyi çok istemiştim.
Ama olmadı. Giriş sınavında çakmış ve çok üzülmüştüm.
Yaz tatillerini Bebek'te, ablamın yanında geçirirdim.
1960'lı yıllarda, Robert Kolej'in şimdi park olan sahasında futbol oynardık.

Kızlı erkekli öğrencilerin neşeli, renkli, rahat halleri içimi ısıttı. Ne kadar şanslı olduklarının acaba ne kadar farkındalar diye düşündüm…!!!
Konferans mekanı, Albert Long Hall'e girince, yine yıllar öncesi gözümün önünden geçti.
1987 ya da 1988 yılı olmalı. Uğur Mumcu sahnede.
Boğaziçi öğrencilerinin en çok okudukları köşe yazarı ödülünü alıyor. Ve her zamanki hitabet gücüyle salonda büyük bir çoşku dalgası yaratıyor. Sonra sıra bana geliyor.
Bana da Boğaziçi'nde en çok okunan gazetenin, Cumhuriyet'in Genel Yayın Yönetmeni olarak bir plaket veriliyor. Yıllar ne çabuk geçiyor.Prof. Daron Acemoğlu sahnede.
Konferansının adı:

The Narrow Corridor States, Societies and the Fate of Liberty

Renkli bir slayt beliriyor ekranda.
Bir gösteri, bir çocuğun elinde pankart:

Dünyayı kurtarın! Babasının sırtında oturan bir başka çocuğun elinde de bir pankart:

Temizleyin bu pisliği! Acemoğlu konuşuyor: İşte özgürlüğün özü ve özgürlüğün güvencesi...

Prof. Acemoğlu özgürlüğü anlatıyor….
Demokrasiyi anlatıyor…..
Demokrasiyle, demokratikleşmeyle, büyüme arasındaki ilişkiye bir çizgi çekiyor.
Devletin gücüyle halkın gücünü karşılaştırıyor.
Çin'den söz ederken, despotik devletin, güçlü devletin nasıl güçlü toplum istemediğine, toplumu nasıl zayıflatmaya çalıştığına dikkat çekiyor…
Yarın devam edeceğiz…