Bu seferin sonucu olarak Alp-Er Tunga ve Türkler, İran’da yaklaşık on iki yıl hüküm sürmüş, halkın hayatına müdahale etmemiş, hatta değişik bölgelere İranlılardan hükümdar yani şah atayarak, kendi kendilerini yönetmelerine izin vermiştir. Sakalar tarafından atanan Zal Agriras adlı Med hükümdarının itaatsizliği üzerine Alp-Er Tunga, ikinci İran seferine çıkmış, savaşta isyancı Zal Agriras’ı yakalatıp ölümle cezalandırmıştır. Bunun üzerine İran’da Sakalara karşı büyük bir isyan başlamış, Minhiçur’un torunu Zav İranlıların başına geçmiştir. Hazırlıksız yakalanan Alp-Er Tunga, Turan’a çekilmek zorunda kalmıştır.

Fakat Zav’ın saltanatı uzun sürmemişti. O’nun ölümünden yararlanmak isteyen Sakalar harekete geçince Şah Kubat, ordunun başına ünlü Rüstem’i geçirir. Yıllarca süren muharebeler için Fars kaynakları karşılıklı saldırılarda İranlıların kazandığı yazıyor olsa da her iki tarafın da barışa razı olması tarafların kesin bir üstünlük kuramadığını gösterir. Yapılan anlaşmayla Doğu Çin’den Amuderya’ya kadar olan yerlerin Türklere ait olduğu ilk kez resmi kayıtlara girer.

Anlaşmazlığın ve Düşmanlığın Asıl Nedeni: Dünya Görüşlerinin Uyuşmaması

Tüm Saka (Turan) yurdunda olduğu gibi İran üzerinde de adalete dayalı hâkimiyet kurması, halkın Türk kağandan memnun kalması, İranlı soylular ve egemen zümrelerin işine gelmez. Bu nedenle ilkini Avesta’da, daha sonra da Şehname’nin müellifinde gördüğümüz Türklere karşı tahammülsüzlük, aşağılama ile karşılaşırız.

Özellikle Avesta gibi dini metinlerde Alp-Er Tunga’ya karşı nefret söyleminin ön plana çıkması aslında Zerdüşt rahiplerin dini açıdan Türklerle anlaşamadığının göstergesi sayılabilir. İnanç açısından arada ciddi farklılıklar vardır. Türkler “Tek İlah” olarak her gücün üstünde mutlak egemen olarak “Tengri”ye inanıyor, bunun yanında bazı varlıkları da kutsal sayıyorlar, tapınaklara ve ayrıcalıklı rahiplere yer vermiyor, Tanrı adına ibadet edilecek temsili varlıkları (put) bulundurmuyorlardı. Türklerin bu tutumunu Zerdüştler inançsızlık olarak değerlendiriliyordu.

Türklere göre Zerdüştlerin “İki İlahlı” (düalist) Tanrı anlayışı kabul edilemezdi. Ayrıca “Ateşperestlik” (zındıklık) olarak görülüyordu. Zerdüştlüğün toplum hayatındaki yansımaları da Türklerin yaşayışı ile çelişiyordu. İran’da MS 483 yılında Mazdek gibi bir Zerdüşt rahibin öncülük ettiği toplumsal ve ahlaki açıdan Türklerin kabul edemeyeceği bir yaşayış ön gören ihtilali, Ak hunlar bastırma yoluna gitmiştir. Bu farklılıklar yüzünden Avestalardaki Alp-Er Tunga nefretinde, dini ayrılıkların da etkisi büyüktür.

İranlılarda Alp-Er Tunga Düşmanlığı…

Firdevsî’ye bakarsanız, Alp-Er Tunga “dağlarda yaşamış bir barbar, kana susamış bir yamyam, edep-hayâ bilmez densizin biridir”.

İranlıların dışındaki bütün kaynaklarda ise, Alp-Er Tunga’dan övgü ile anılır. Özellikle Türk destanlarında O, “dostlarına umut veren, kut verendi. Düşmanlarına ise keskin bir kılıç idi. Çağında bilgelik söz konusu olunca O’ndan üstünü yoktu. Yüreği derya kadar geniş, elleri ise yağmur veren bulutlar gibi cömertti.”

Türklerin İslam ile tanışması İranlıların aracılığı ile olmuştur. Bu nedenle günlük hayatta kullandığımız dini terimlerin önemli bir kısmı Arapça değil, Farsçadır. Örneğin Kur’an’daki ‘Resul ve Nebi’nin yerine “Peygamber”, “salat” yerine “namaz”, “taharet” yerine “abdest” gibi…

Mezhepler ve tasavvuf konusunda da, İran yorumlu İslam etkili olmuş, günlük yaşantıda, folklarda da karşılıklı etkileşim oldu. Hz. Hamza ile birlikte Zaloğlu Rüstem pehlivanların yani güreşçilerimizin pîri oldu. Nuşirevan-ı Adîl yöneticilerimize örnek hükümdar sayıldı. Kerem ile Aslı, Ferhat ile Şirin ortak masal oldu. Birçok konuda ortak paydalarda birleşen Türk ve İran kültürü, Alp-Er Tunga söz konusu olduğunda ayrışıvermiştir. Yani İranlıların nefret ettiği bu Turan hükümdarı, istisnasız bütün Türkler tarafından inadına benimsenmiş, Farslıların bütün hakaretlerine rağmen kıskançlıkla baş tacı edilmiştir. Bu durum Türklerin Alp-Er Tunga’da siyasi karakterleri görüyor olmalarıdır.

Türklerin İlk Mitolojik Atası…

Yusuf Has Hacip, “Tüm Türk hakanlarının Alp-Er Tunga’nın neslinden geldiğini ve “dünya hükümdarları içinde en adaletli olanların Türk hükümdarları olduğunu ve bunların en ünlüsünün de İranlıların Afrasyab dedikleri Alp-Er Tunga olduğunu” ısrarla belirtir.

Uygurlar Bögü Kağan gibi ve Karahanlılar ise kendilerini Âl’î Afrasyab (Afrasyab’ın oğulları) olarak bildiklerinden devletlerinin kurucularının Alp-Er Tunga olduğuna inanırlardı. Selçuklular da Kınık boyunun Afrasyab’ın neslinden olduğu açıkça savunmuştur. Karluklar da böyle inanıyorlardı. Dolayısı ile Selçukluların mirasçısı olan Eyyubiler, Memlukler, Babür şahlar, Timurlular ve Osmanlılar ve dahi Türkiye Cumhuriyeti ve Azerbaycan da Afrasyab neslindendir.

Yarın Devam edeceğiz.