Bizi takip eden okurlarımız bilir; bu sütunlarda sık sık tarımla ilgili konuları dile getiririz. Çünkü tarım, insan yaşamına en temel gereksinmeleri karşılayan bir sektördür. İnsanın doğar doğmaz ihtiyaç duyduğu temel besin; anne sütüdür. İyi beslenen, sağlıklı bir annenin sütü, bebeğin büyümesinde, organ gelişimi ile kemiklerinin oluşumu açısından hayati önem taşır.

Keza bebeklikten, çocuk, çocukluktan ergenlik çağına doğru giderken, büyürüz. Vücut fonksiyonlarımız değişir, üreme sistemi oluşur. Sakal, bıyık gibi kıllanmalar, 20.lik diş çıkması gibi unsurlar, gelişimimizi tamamlar. Sonra bedenimizin olgunluk dönemi, akabinde de yaşlanma ve ihtiyarlık dönemi gelir. Tüm bu dönemlerde beslenmemiz, vücudun ihtiyaç duyduğu vitamin ve mineralleri içeren temel besin maddeleri, çok çok önemlidir. !970 öncesi geleneksel tarım ürünleri ile beslenen günümüz insanı, endüstrileşme, nüfusun çoğalması, tüketimin artması gibi nedenlerden dolayı, doğal beslenmeden ve geleneksel üretim metotlarından hızla uzaklaştı. Daha doğrusu; uzaklaşmak zorunda kaldı. Arz talep dengesinde oluşan makas açıklığı, arzın aleyhine gelişti. Talep çoğaldı ama, arz buna cevap veremedi.

Hal böyle olunca, tarıma dayalı AR-GE ve inovasyon faaliyetleri, yeni çözümlere yöneldiler. Başta seracılık olmak üzere, tohumculuk ve kullanılan kimyasallar çok etkili olmaya başladı. Öyle ki; ürünlerin DNA’sı ile oynanmaya başladı ve sonuçta GDO’lu ürünler, beslenme dünyamıza girdi. Haliyle, geleneksel üretim yöntemlerinden, organik tarım yapma yöntemlerine yönelmek durumunda kalındı. Bu gün ürün çeşitliliğinden, kalitesine, dayanma süresinin uzun olmasından, farklı besin değerlerine sahip olmasına kadar bir çok faktör gıda sektöründe rol oynuyor. İnsan, aç susuz kalabilir mi? Yemeden yaşayabilir mi? İşte bunun için tarım çok önemlidir. Tarım olmadan, tarım ürünleri olmadan yaşamak mümkün değil. O nedenle de tarım ve tarım ürünleri bizim, vazgeçilmezimizdir, olmazsa olmazımızdır.

Önce süt sektöründen bir tespit yapalım. Türkiye’de inek sütlerini, genel olarak aracılar ve/ya da süt tanklarına sahip küçük kooperatifler toplar. Bunlar sütleri sanayicilere( başta peynir, yağ, yoğurt ve kutu sütü) pazarlar. Kimi yerlerde süt sanayicileri aynı zamanda süt yemi üreticisidirler, “Yemlerimi kullanın, sütlerinizi alırız.” diye de şart koşarlar. Sanayiciler de sütleri işleyerek giderek tekelleşen gıda sektörü ve organize gıda perakendecilerine satarlar.

Bu durumdan küçük ve orta ölçekli tarım işletmeleri, bir başka deyişle üreticiler, küçük ve orta ölçekli gıda firmaları ve de tüketiciler zararlı çıkarlar, buna koşut olarak çevre sağlığı, gıda güvenirliliği ile küresel ısınma gibi sorunlar ortaya çıkar. Beslenme açısından da tek tip insan oluşturma ve farklı kültürlerin yok edilmesi de gündeme gelir.

Gıda sektöründe olduğu üzere, dünya çapında gıdada 5-6 büyük mağaza zincirinin piyasalara egemen olduğu görülüyor. Bunlar, ABD’li Walmart ve Kroger, Fransız Carrefour, Hollandalı Ahold, Alman Metro ve Britanyalı Tesco olarak sıralanabilir.

Türkiye’de de gıda perakendeciliği, büyük ölçüde yerli ve yabancı tekellerin denetimine girmiş olduğu gözlemleniyor.

Gıda Perakendeciliğinde Türkiye’de Neler Oluyor?

*Dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye’de de küçük ve orta ölçekli gıda perakendecileri yok olma sürecini yaşıyor. Sektörde bakkal sayısı hızla azalıyor, küçük esnaflar siftahsız dükkan kapatıyor.

*Tekelleşen ve yabancılaşan şirketler karşısında büyük üretici firmalar bile, pazarlık ve yaptırım gücünü giderek yitiriyor. Üretici firmalar, mallarını pazarlamak için birçok bedeli, organize gıda perakendeciliği yapan tekellere ödemek zorunda. Bunlar arasında; raf bedeli, bedava ürün, gondol bedeli, Türkiye’de açılan mağaza bedeli, ürün çeşidinin azaltılması, ürün bedelinin önceden belirlenmemesi, borç faturası, özel markalı ürün bedeli gibi bedeller sayılabilir. Bırakınız küçük üreticileri, büyük üreticiler bile zor durumda.

*Organize gıda perakendecisi firmalar gerek üretim yaptırdıkları, gerekse satın almalardaki ticari ilişkilerde ödemeleri geciktiriyorlar. Ödeme süresi 120–150 gün arasında değişiyor. Oysa bu süre, Batı ülkelerinde 30–60 günle sınırlı.

*Üretici firmalara ya da tedarikçi firmalara ödetilen bedeller ise, son tahlilde tarım üreticilerine, bir başka deyişle çiftçilere yansıtılıyor. Çiftçiler, ürünlerini daha ucuza elden çıkarmak zorunda kalıyorlar.

Devam edecek…