Israrla vurguluyorum. Tarihi bilmek ve tarihte yaşananları bilmek elbette çok önemli ve bu konuda mutlaka gayret sarf edilmelidir. Bu tamam. Yani tarihi öğrenelim. Ancak, tarihte yaşananları öğrenmek tek başına yeterli değildir. Diğer bir ifade ile tarihte yaşananları öğrenmek, bilmek o yaşananlar hakkında bir fikir üretebilmek için yeterli değildir. Çünkü, o yaşananların, tarihe mal olmuş olayların gerisinde neler olmuş olabilir onun da düşünülmesi, değerlendirilmesi, araştırılması gerek ve şarttır. Bu durum, yani araştırma, değerlendirme ise bir sorgulama mantığı ile olur. Bu sorgulama mantığı da bizi zaten amiyane tabirle felsefe yamaya götürür.
Anlatmaya çalıştığımın zaten bir de adı vardır: TARİH FELSEFESİ!
Evet, tarihin mümkün olan ölçüde doğru anlaşılabilmesi için asıl olan Tarih Felsefesi yapmak, yapabilmek ve bunun için de gayret sarf etmektir.
Tarih bilimi - ki, belki tarih disiplini demek de mümkündür - doğa bilimleri gibi laboratuvara, deneylere tabi tutulup gözle görülür sonuç alınabilen bir dal değildir. Zaten doğa bilimleri ile diğer bilimler arasındaki en büyük fark da budur. Gerçi, gerek sosyoloji, gerek psikoloji ve gerekse ekonomide bir takım ölçümler yapma gayretleri var ama elbette doğa bilimleri gibi üst oranda bir sonuç elde etmek pek de olası görünmemektedir.
Tarih bir doğa bilimi gibi deneye tabi tutulup kesine yakın sonuçlar alınamadığına göre, tarihte yaşananları ortaya koyup, öğrenip nasıl yararlı bir sonuç alabileceğiz. İşte anlatmaya çalıştığım konunun ana noktası burasıdır.
Tarih bilgimiz nasıl günlük yaşantımızda yararlı olabilecektir? Geçmişte yaşanmış ve geçmişte kalmış olayların bugün bize nasıl bir yararı olacaktır? Bu sorular, sadece tarih bilgisi içerisinde kalır isek çok da cevabı açık olabilecek sorular değildir. Bu soruların cevabını açık ve belirgin olarak verebilmek için başvuracağımız yer, Tarih Felsefesidir.
Tarihte yaşananları öğrenirken, araştırırken sorular sorarak, sorgulamalar yaparak, tam karşılığı ile felsefe yaparak, tarih felsefesi yaparak geçmişte yaşananlardan günümüzde ders alabilmek mümkün olabilir ve olur.
Tarih bilgisi, salt geçmiş olayların öğrenilmesi ile sınırlı kalacak bir bilgi değildir ve olmamalıdır. Tarih bilgisi, geçmişte olan yaşanmışlıklardan ders alıp günümüzle karşılaştırmasını yapmak ve bu karşılaştırmanın sonucunda gelecek ile ilgili öngörülerde bulunabilmek için gerekli bir bilgidir. İnsanların, toplumların, milletlerin, devletlerin kendi geçmiş bilgisine sahip olmaması ve belki de olamaması o milletin, o devletin gününü ama geleceğini mutlaka tehlikeye sokar. Dolayısıyla tarih bilgisi öyle kuru, ham bir bilgi olarak öğrenilip, söylemek istemem ama sadece bir fantezi olarak öğrenilip bir kenarda tutulacak, bırakılacak bir bilgi demeti değildir. Bu nedenle tarih bilgisi, tarihte yaşananlar, tarihteki olaylar ve kısaca Tarih diğer bir çok bilim dalından, disiplinden çok daha önemlidir. Bu önemlilik sadece millet, devlet gibi büyük kurum ve yapılar kadar bir tek insan için bile son derece geçerlidir. Geçmişini bilmeyen bir insan kendi geleceğini de doğru inşa edemez.
Tarih bilgisi ve buna bağlı olarak Tarih Felsefesi yapmanın önem ve değerini koyduktan sonra bir konuyu daha ortaya koymak şarttır.
Nedir o?
Tarih felsefesi yaparken, yani tarih bilgisini sorgularken önem verilmesi gereken bir takım gerçekler vardır. Her şeyden önce, sorgulama yapabilmek için kafamızdaki ezberlerimizi bozma cesareti gösterebilmek şarttır. Zaten sorgulama yapabilmenin birinci kuralı da budur. Kendi ezberlerimizi, kendi şartlanmışlıklarımızı bozma cesareti gösteremeden doğru bir sonuç elde edebilmek mümkün değildir. Bu nedenle, kısaca ezber bozma diyebileceğimiz gücü gösterebilmek zorundayız.
İkinci olarak, tarih bilgisinden doğru sonuç alabilmek için çok yönlü düşünebilmek şarttır. Çok yönlü düşünebilmek için de çok yönlü bilgi sahibi olabilmek, olmak mutlaka gereklidir.
Bu anlatmaya çalıştığım konular zor gelecek konular değildir. Konu anlaşıldığı ve doruluğu kabul edildiği zaman kendiliğinden gelişecek ve kısa sürede uygulamaya geçilebilecek bir konudur.
Bütün mesele algı meselesidir.
Sonuç: Tarih, insan, devlet, millet hayatında kaçınılmaz, vazgeçilemez bir gerçekliktir. Bu gerçeklikten günümüz ve özellikle geleceğimiz adına yararlanabilmek için gerekli kurallara uymak şarttır.