Hani zaman zaman deriz ya; ‘’Dilimin ucuna geldi, ama söyleyemiyorum’’ diye…Sade vatandaşın, söylemek isteyip te söyleyemediği şeyleri, söyleyen, şiirlere döken, hicivler halinde söyleyen pek çok, yazar, şair, sanatkar, devlet adamı vb. gibi insanlar vardır. Şair Eşref gibi, Feylesof Rıza Tevfik gibi, Neyzen Tevfik gibi… Daha nice nice ustalar var. Bunlardan biri de, merhum Can Yücel’dir. 1938 yılı, Celal Bayar Hükümetinin meşhur bakanı, Hasan Ali Yücel’in oğlu…

Tarih 3 Haziran 1963'tü…Ogün Nazım Hikmet ölmüştü.

Can Yücel, BBC Türkçe Radyosu’nda spikerdi.

Nazım'ın ölümünü dinleyicilere duyurma görevi ondaydı.

"Ben bunu okuyamam. Ben Nazım'ın ölümünü kabul edemem" dedi.

Haberi okumadı. Ogün hiç çalışmadı. Radyo da yayın yapamadı.

Ertesi gün görevinden istifa ederek, memlekete döndü.

Bakan çocuğuydu. Cumhuriyet döneminin en önemli bakanlarından birinin hem de.

Çok bakan oğlundan, çoğundan farklıydı. Çünkü hep geçim sıkıntısı çekti.

Basit yaşamayı seçti. Metin Üstündağ O’nun mal varlığını şöyle açıkladı:

1- Avşa adasında üç daire, dört üçgen, beş dikdörtgen.

2- Gökyüzünde bir bulut.

3- Bitlis’te beş minare..

4- Biri yazlık, biri kışlık iki platonik sevgili.

5- Islıkla çalınabilen beş anonim türkü.

6- Büro mobilyası ve çelik kapı üreten bir fabrikanın, öğle üzeri yaslanıp sigara içilen beyaz duvarı.

7- Palandöken’de bir palan, bir döken.

8- Kastamonu’nda üç kasto.

9- Üç fay hattı.

10- Bir çarşamba, iki perşembe, üç cuma.

11- Dünyada mekân.

12- Ahirette iman.

13- Denizde kum.

14- Bir çuval gazoz kapağı.

15- Bir kibrit kutusu sigara izmariti.

16- Biri İngilizce, 6 adet küfür.

17- Sevenlerin kalbinde kurulmuş bir taht.

18- Anne babadan kalma, yarısı yaşanmış bir ömür.

Türkçe'nin en matrak, en lafını esirgemeyen şairiydi…

Cemal Süreya, onun için “Can Yücel kadar değişik teknikler kullanmış bir başka şairimiz yoktur” derdi. Şiirlerinde resmen ayar verirdi. Ağır küfürler ederdi..

“Küfür ve argoyu halk kullanıyor. Yazdığımız şey, halkın nabzı ve ağzı olduğuna göre, küfür de kendiliğinden katılıyor işin içine. Aslında küfür bir özgürlük davasıdır” derdi.

Özgürlüğünü mısralara dökerdi. “Şiirlerinde küfür etme diyorlar, usulsüz,

Lan bu kadar orospu çocuğunu nasıl anlatayım küfürsüz?”

Her şiirinde kendi ifadesiyle nasıl gol atacağının peşindeydi. O, Türk şiirinin santrforuydu..

Şairliğinin yanı sıra, Almanca, İngilizce, Latince ve Yunanca bilirdi.

Çok çeviri yaptı. Çevirileri başına iş açtı.

12 Mart muhtırasında Mao ve Che çevirileri için içeri attılar.

1974'te genel af ile özgür kalabildi. Toplumsal sorunları hep gündeme getirdi.

Çarpık düzene mutlaka söyleyecek sözü vardı. "Gazi Mustafa Kemal Atatürk

‘’Türk, öğün, çalış güven’’! demiş ya,

Şimdilerde çalışan parasız, pulsuz

Çalışıyor paralıya… Güvenen varsa, parasına güveniyor

Üst yanı öğün babam öğün! Dövün babam, dövün!"

Edebiyat kadar, içkiye de düşkündü. İyi rakı içerdi. “İçim rakı, dışım su" derdi.

Nasıl rakı içileceğini de şöyle mısralara dökerdi.

"Rakı sofrasında susulmaz arkadaş,

Hıçkıra hıçkıra ağlayacaksın..

Arınacaksın gururundan, paşa gibi.

Şerefe ulan diyeceksin.

Şerefsiz Dünyaya inat şerefimize,

Kırar gibi tokuşturup kadehleri,

Gırtlağınla seviştireceksin meyleri..

Gömeceksin kendini şişelerin dibine, ölür gibi

içeceksin! Öleceksin arkadaş.

Oturtacaksın karşına geçmişini,

Güle güle küfür edeceksin.

Unutacaksın, unutur gibi içeceksin !

"İçiyorsan Rakıyı öve öve,

Söve söve kusacaksın ne varsa içinde."

Can Yücel Datça'yı, Datça Can Yücel'i çok sevmişti.

"Neden Datça ?" diye soranlara cevabı hazırdı.

"Ne harika bir yer burası.

Nereden buldun bu Datça'yı’’?

‘’Elimle koymuş gibi buldum." Datça'daki yaşamı onun en güzel şiiriydi.

"Yaşamayı, yaşamak istiyorum demiştim, neylersin ki, bu damda bu dem,

ayaklarınla uyaklarında zincir, böyle topal koşmalarla geçiyor günlerimiz,

oysa, methetmek gibi olmasın kendimi, ama yaşamım benim, en güzel şiirim!"

Gırtlak kanserine yakalandığında dostları artık dinlenmesini söyledi..

“Ben şairim, fil değilim. Azrail'i bir köşeye çekilip bekleyemem. Meydanlarda ölmeliyim" dedi.

12 Ağustos 1999’da öldü.

Şiir söyleyerek, rakı içerek, küfür ederek hayata veda etti.

Vasiyeti üzerine çok sevdiği Datça'da gömüldü..

"Beni kuzum Datça’ya gömün.

https://4.bp.blogspot.com/-26W4wZrOc5M/W29V0i-o8CI/AAAAAAAADFM/VtP0LsVhZTQarZG1RJwecLHj-NCpm8zvwCLcBGAs/s320/can-yu%25CC%2588cel-siiri.jpghttps://4.bp.blogspot.com/-26W4wZrOc5M/W29V0i-o8CI/AAAAAAAADFM/VtP0LsVhZTQarZG1RJwecLHj-NCpm8zvwCLcBGAs/s320/can-yu%25CC%2588cel-siiri.jpg

Geçin Ankara’yı, İstanbul’u!.

Oralar ağzına kadar dolu.

Alabildiğine pahalı.

Örneğin Zincirlikuyu’da

Bir mezar 750 milyona.

Burası nispeten ucuz.

Ortada kalma ihtimali de yok.

Hayır dua da istemez.

Dediğim gibi, beni Datça’ya gömün.

Şu deniz gören mezarlığın orda.

Gömü sanıp deşerlerse, karışmam ama!”

Ajda Pekkan’ın şarkıda söylediği gibi; ‘’ Bu gök kubbenin altından, kimler geldi, kimler geçti’’

SON SÖZ:’’ SÖYLEMEZSEN SÖYLERLER…’’