Osmanlıca bir kelime olan "miad"; vaad edilen, belirtilen zaman anlamına gelmektedir.

Günlük dilde daha çok, "miadı dolmak" biçiminde kullanılır.

Aslen miadı dolmak ne demek iyi biliriz. Sadece uygulamada biraz sıkıntı çekiyoruz.

Çünkü işimize gelmiyor...

Mesela; Marketlerde miadı dolan, yani tarihi geçen birçok ürün satılıyor. Elde kalan ürünlerden zarar etmek istemeyen uyanık market yönetimi, ‘Miadı Dolan’ gıda ürünlerini, ucuzluk kampanyası kisvesi altında müşterilerine kakalamaya çalışırlar.

O kadar insafsız, o kadar vicdansız, o kadar da ahlâksız değiller be!

Sadece, STT yani son tüketim tarihi çookk yaklaşan ürünler için yaparlar bu Bizans oyunlarını.

Bir de içi geçmiş ürünleri utanmadan reklamlarla pazarlamaya kalkışmıyorlar mı?

İşte en çok bu zorumuza gidiyor!

Ama onlar da haklı canım…

Nasıl olsa denetleyen yok, işlem yapan yok, ceza kesen de yok!

Oh miss…

***

Dilerseniz marketlerin Bizans oyunlarını şimdilik bir kenara koyalım.

Asıl meselemize geçelim…

Türkiye’de miadı dolan o kadar siyasetçi, belediye başkanı, muhtar, STK-Dernek başkanı var ki, hangi birinden başlayayım!

Politikacılardan başlayacak olursak; Bu ülkede yaşlılıktan, hastalıktan ayakta duramayan, kişisel işlerini dahi tek başına yapamayan birçok siyasetçiden,

İçi geçmiş, kendine bile hayrı olmayan şahıslardan medet ummuyor muyuz?

Belediye başkanlarına ne demeli?

70-75 yaşına merdiven dayamış, iğnelerle, ilaçlarla, vitaminlerle ayakta durmaya çalışanlardan hizmet beklemiyor muyuz?

Değil 2’inci; 3’üncü, 4’üncü, hatta 5’inci dönemini belediye başkanı olarak geçiren kişilerden halen medet umulmuyor mu?

***

Muhtarlara da bir göz atalım mı?

Misal, bir muhtarın ilk seçildiği döneme gidelim; Askerliğini henüz bitirmiş, gencecik, toy bir delikanlı olan Sayın Muhtarımız evlenip barklanıyor. Boy boy çocukları oluyor derken, bir bakmışsınız 8-10 torunu olmuş.

“Haliniz vaktiniz yerinde, evinizi arabanızı almışsınız.

Nereye, ne zamana kadar muhtarlık yapacaksınız?

Yeter gayrı, yaş olmuş 80… Torunlarınızla ilgilenin acık!

Neden vantuz gibi yapışırsınız koltuğa? Nedir bu koltuk sevdasınız?”

Diye düşünen ahali, bu gerçeği muhtarlarının yüzüne vurmazlar.

Neden?

Gençliğini, yıllarını, ömrünü mahallesine adayan Sayın Muhtarımıza ayıp olurmuş!

Size bir sır vereyim mi?

Söz, aramızda kalacak!

Miadınız doldu, hem de çoktan doldu!

Haberiniz olsun…

***

Peki, sorarım sizlere; ‘Açın artık şu gençlerin önünü’, ‘Gençler bizim her şeyimiz’, ‘Gençler bizim geleceğimiz’ diye neden bangır bangır bağırırsınız!

Bu zırvalıklara ne gerek var?

Siz ve sizin gibiler yüzünden ne gençlik kaldı, ne gelecek kaldı, ne de bir umut kaldı!

Hay ben sizin koltuk sevdanıza...