İnsan ya da hayvan yaşamında, erkek ve dişi olmanın çok belirleyici bir rolü vardır. Keza bitkiler içinde bu durum geçerlidir. Biz buna kısaca ‘CİNSİYET’ diyoruz. Pekii… Siyasetinde cinsiyeti var mıdır? Ya da olur mu? Olur…Siyasetin de mi cinsiyeti olur demeyin lütfen…Oluyor. Artık her şeyin cinsiyeti var, ama hızla her şey cinsiyetsizleştiriliyor. Burada kastım, kelimenin cinsiyeti ya da siyasetçilerin erkek ya da kadın olması değil. O konuda farklı bir tanımlama var, kıstas… Bu kıstasın; fıtrat, ehliyet ve liyakat olması gerekir.
Cinsiyetsiz bir toplum üretilmeye çalışılıyor. Zaten cinsiyet değiştirme, hem bir moda, hem de genetik bir konu olduğuna göre, bunu çok farklı boyutları ile tartışmak gerek.
Sağ-Sol, Laik-İslamcı, Liberal, Milliyetçi, Demokrat, Liberal, Otoriter gibi kavramlarla ifade edilen bir cinsiyetten söz ediyoruz.
Günümüzde “Müslüman” dediğinizde, “alamet-i farikası” belli bir kimlik çıkıyor mu ortaya! Yani onun mutlaka yaptığı ve asla yapmayacağı şeylerden söz edebilir misiniz! Yani ayırt edici özellikleri belirgin bir kimlikten, kişilikten söz ediyorum. Solcu, Sağcı, Milliyetçi dediğinizde de durum farklı değil. Eskiden Hristiyan, Yahudi, Müslüman kıyafetinden, konuşmasından, şivesinden, yediğinden, içtiğinden belli olurdu. Artık sadece kıyafetler değil hayat tarzları da aynı. Kıyafetler; “unisex”.
Herkes merkeze zorlanıyor. Benzeştiriliyor. Eğitim bu anlamda başımızın üzerinde Demoklesin kılıcı. Din “tek tip”leştiriliyor. Moda yeni “Üniform”amız oldu. Yasalar uluslararası sistemin “stand art”larına göre şekillendiriliyor. “Norm”alleştiriliyoruz birileri tarafından. Değilse “anorm”al olarak tanımlanıyorsunuz. Hani, çoğul, çoğulcu olacaktık! Farklı ama bir arada yaşayacaktık!?
CHP, Kemalizm’in suyunu çıkarttı. Artık Kemalizm de “Gökkuşağı” renkleri gibi. Her rengi var. Sağ, Sol, İslamcı, Milliyetçi, Muhafazakâr, Feminist, Modernist, ne ararsan var.
AK Parti ya da MHP, ne fark eder, hepsinin içinde her çeşit insan var. Zaten partiler de oy peşinde, Hepsi “Mevlanacı” oldu. “Ne olursan ol gel”. Devamı yok. Yeşil sermaye, Yeşil Komünist, Yeşil Feminist, Yeşil Kemalist! AK Parti, BÇG’nin şerrinden kurtulmak için FETÖ’ye dayamıştı sırtını. O günlerde AK Parti’nin 4’te 3’ü FETÖ’cü olmuştu. Pek az muhalif dışında o dörtte bir de zaten FETÖ’cülerin itibar etmediği, “sıradan” kabul ettikleri” dualarından başka bir imkânı olmayanlardı. Yani kabul edilmeyenler, dışlananlardı. AK Partinin oyu % 50 idi. 17/25 Aralık öncesi bunların % 40’ı F. Gülen aşığı idi. Tamam siyasi açıdan ihtida ettiler de, dini açıdan durum ne? Aslında o dini çok sevmişlerdi. Çoğu bu konuda kendi içlerinde bir sorgulama yapmadılar. Bir kısmı başka cemaatlerin içinde kendilerine yer buldu ya da bulmaya çalışıyor. Bir kısmı, kaçanlar ve cezaevindekilerin önemli bir kısmı hâlâ eski yolun yolcusu. Bu yapıdan ayrılanlar dinlerini kaybettiler. Neye inanacaklarını da bilmiyorlar artık. Agnostik hale geldiler. Kimsenin de bu işlerle ilgilendiği yok. Bu ailelerin çocuklarının durumu daha da vahim. Onların bir ideolojileri, siyasi tercihleri de yok. Soruyorum, kitap, gazete, dergi okumuyor çoğu. Televizyon da seyretmiyor. Bazen maç seyrediyorlar. Daha çok internete takılıyorlar, sohbet odalarında kendi aralarında birçok şeyi tartışıyorlar. Tartışmaların bir derinliği yok. Dini, ideolojik ve politik yapılardan uzak duruyorlar.
İşte kastettiğim siyasi cinsiyetsizlik tam da bu noktada ortaya çıkıyor. Siyasi tercihleri yok. Daha iyi birisini seçmek diye de bir çabaları yok. Karşı oldukları birinin karşısındakini destekliyorlar. Bu da garanti değil. Korkuları umutlarına baskın olunca böyle oluyor. Kimseye güvenmiyorlar. Bu sonucu siyasiler kendileri hazırladılar. Bu söylem ve eylemleri ile bindikleri dalı kesmeye devam ediyorlar. Siyaseti itibarsızlaştırıyorlar. Halka gerçeği söylemiyorlar. Ve sürekli ötekilere karşı kışkırtıyorlar, onları suçluyorlar. Birbirlerini hain, ahlaksız, yalancılıkla, ajanlıkla suçluyorlar. Halkın aklına kalan da bu suçlamalar kalıyor. Sonuç: Tencere dibin kara, seninki benden kara…!!!
Yarın devam edeceğiz…