Gün geçmiyor ki yeni bir söylemle karşılaşmayalım…Siyaset ve siyasetçi, şaşırtmaya devam ediyor. Polemikler, polemikler, polemikler… İç ve dış politikada asıl odaklanmamız gereken bi yığın konu varken, biz enerjimizi boşa harcıyoruz. Dikkatimiz dağılıyor. Oysa ilgi duymamız asıl konular, siyasetin oluşturduğu polemik değil, günümüzün gerçek konularıdır.

Anadolu’nun çok güzel deyişleri ve sözleri vardır. Her biri, yıllar içinde yaşana yaşana imbikten süzülmüş, saf, temiz ve gerçeğin ta kendisidir. İşte bunlardan bir tanesi: ‘’ Durduk yere hokucuk çıkarma’’ derler. Bizim bazı siyaset adamlarımız da aynen böyle yapıyor…Durduk yere ‘Hokucuk’ çıkarıyorlar. Ondan sonra hurra, o konunun üzerine gidiliyor. Tv si, gazetesi, açık oturumları derken, tartışma başlıyor… Böyle bir şey gerekli mi gerçekten? İhtiyaç var mı? Zamanı doğru mu? Gündem bir anda değişiyor.

Şimdide gündem de Anayasa Mahkemesi var. Neden peki.? Basit bir polemik, diğer siyaset adamlarının da topa girmesiyle büyüdü, gündem oldu… Artık günümüz Türkiye’sine kimin kime inanacağı belli değil. Yasaların en üst kuruluşu olan AYM, bir başka önemli devlet kurumu olan bakanlıkça eleştiriliyor. Sanki ilk okul çocukları. O bir şey söylüyor, diğeri bir şey söylüyor… Demeçler, açıklamalar havada uçuşuyor… Millet aynı Millet, devlet aynı devlet, kurumlar, devletin en önemli kurumları ama başındaki tepe yöneticiler, polemik yaratmakta beis görmüyor…

Oldu olacak Anayasa Mahkemesi'ni de yok edin, yeni mahkemeyi de Bahçeli'ye bağlayın, yardımcısı da Soylu olsun! Bu ne yaa.! İşimize gelirse mahkemeleri kararlarını savunuruz, işimize gelmezse, biz eleştiririz… Yapmayın Allah aşkına… Böyle adalet anlayışı olur mu? Böyle Hukuk olur mu? Hep suçlama, hep birilerini ya da kurumları kötüleme… Nereye varacak bu işin sonu…??? Elbette ki yasalar da değişir, günümüz ihtiyaçlarına, toplumsal gelişime cevaz vermeyen yasalar revize edilir veya değiştirilir… Ama böyle yapılmaz herhalde… Her işin bir yolu, yöntemi, usulü adabı vardır. Bunu kayıkçı kavgası haline getirerek, ilgili kurum ya da kurumların itibarını, prestijini sarsmak, kamuoyu nezdindeki güvenilirliliğini, algısını zayıflatmak doğru mu?

Bu düpedüz, siyasette çöküşü, çürümeyi, kokuşmuşluğu durdurmanın yeni yolları...

Bahçeli ne dedi? Anayasa Mahkemesi'ne yeni bir düzen lazım.

Erdoğan hiç gecikmedi, başım gözüm üstüne, emrin olur diye karşılık verdi:

Meclis bir adım atsın, ben hazırım! Ne güzel! Anayasa Mahkemesi'ni de yok edin.
Yeni mahkemeyi de Bahçeli'ye bağlayın. Bahçeli'nin yardımcısı da Soylu olsun.
İdamı da getirin! Olsun bitsin.
Yargıdan da hiç çatlak ses çıkmasın.
Haklısınız. Anayasa Mahkemesi, ara sıra da olsa, "hukuk"un varlığını hatırlatan sesler veriyor.
Farkındayım. Sizin tahammül sınırlarınızı zorluyor. Ne gerek var böylesine sıkıntılara?
Neden tahammül edeceksiniz ki? İktidar, güç sizde. Vurun gitsin yüksek mahkemeye de!

Yönetim anlayışınız, demokrasi anlayışınız böyle ise, durmayın lütfen..

Bağımsız yargıymış... Hukukmuş... Özgürlükmüş...Kuvvetler ayrılığıymış...
Geçiniz efendim, geçiniz. Sadece ve sadece sizin sesinizin duyulacağı
düzene doğru son bir adım daha atın. Tamamlansın tüm istekler…
Hadi hadi, ne duruyorsunuz? Doğrudan Bahçeli'yle Soylu'ya bağlı
yüksek mahkeme düzeni ne güzel olur. Tadından yeme de yanında yat!

Belki o zaman Türkiye'nin 180 milyar dolarlık dış borcu da bulunur, ödenir. Muazzam döviz girişi olur, yeni yeni yatırımcılar gelir, tıpkı 1 milyar 400 milyon dolar yatırım yapacak ‘WOLSVAGEN’ gibi… Sahi 10*.bin kişiye istihdam sağlayacak, faaliyete geçtikten sonra, birkaç yıl içinde 4-5 milyar dolarlık yatırıma dönüşecek O yatırım, niçin Türkiye’ye yatırım yapmaktan vazgeçti dersiniz? Neden?

İki de bir alıp başını giden dolar da hizaya gelir, haddini bilir.
Enflasyon da düşer. Yönetimin faiz derdi de kalmaz. İşsizlik inişe geçer. Yeni istihdam sahaları yaratılır… Yoksulluk fren yapar. Kredi notları düşürülen bankalar, holdingler zil takıp oynamaya başlar. Hadi, Allah rızası için Anayasa Mahkemesi'ni de bir an önce yok edin.
Böylece siyasetteki çürüme de önlenir. Siyaset kurumunun sorun biriktiren yapısı da islah edilir.
Hatırlayın:
1990'larda siyasette merkez nasıl çökmüştü…???
Doğan boşluğu da sizler, AKP nasıl doldurmuştu? Hangi söylemlerle….?
Aman dikkat edin. Aynı boşluğa düşeyim demeyin. Çünkü bugün de siyasette çürüme var.
Çürüme durmuyor, yaygınlaşıyor. Çünkü artık çözüm üretmek yerine, polemiklerle geçiştiriliyor. Sorunlar biriktikçe birikiyor. Libya, Suriye, ırak, Kıbrıs, Doğu Akdeniz vs.vs.

Say, say bitmez… Belki de farkında değilsiniz. Bir "kısır döngü"nün pençesinde
kıvrandıkça kıvranıyor ülkem. Onun için vurun tekmeyi Anayasa Mahkemesi'ne de...
Bahçeli'ye bağlayın yeni mahkemeyi...Yardımcısı da Soylu olsun!
O zaman "çöküş"ün sesleri duyulmaz hâle gelir.
"Çöküşün sesleri"ni duyanlar iyice konuşamaz hâle gelir.
Herkes korkar, siner. Özgürlük, hukuk, adalet talepleri hiç duyulmaz olur.
Dolar da kendine gelir, haddini bilir. Döviz durur…
İşsizlik, yoksulluk da hız keser.
Ama yazın bir kenara: Kendi kendinizi aldatmayalım!
Siyaset gittikçe çürüyor. Çünkü, siyaset kurumu eskilerde,
1990'larda olduğu gibi çözüm değil sorun biriktiriyor.
Çoktandır öyle. Büyük bir "çöküş"ün ayak sesleri
her geçen gün kulaklara çalınıyor.

SON SÖZ:’’ EL GİDER MERSİN’E, BİZ GİDİYORUZ TERSİNE…’’