Dün birlikte kahkahalar attığın, aynı masada yemek yediğin, beraber kahve içtiğin birinin ertesi sabah ölüm haberini almak. Ve geriye sadece o anılara tutunabilmek. Artık sesini duyamıyorsun, onu göremiyorsun. Bir daha o masada, o kahkahalarda birleşemiyorsun. O günden sonra hiçbir şey aynı olmuyor. Giden, sadece kendini değil, senin de bir parçanı götürüyor. Her şey yarım kalıyor bu hayatta.
Ani ölümler. Adı bile insanın boğazını düğüm düğüm yapıyor. Ama ne yazık ki, hayatın gerçeklerinden biri. Ölüm, kaçınılmaz bir sondur; ne kadar korksak da, er ya da geç kapımızı çalacak. Zamanı belli olmasa da, ölüm her yaşta içimizi yakar.
Yaşlı ölümlerine üzülürüz, fakat "Allah geçinden versin" der, bir nebze teselli buluruz. En azından uzun yaşadı, çocuklarının mürüvvetini gördü, torunlarıyla vakit geçirdi diyebiliriz. Ama genç yaşta gelen bir ölüm. O, yüreği paramparça eder.
Bir sabah çayını içerken bir telefon ya da kapı çalar. O an aldığın haberle, dünya başına yıkılmış gibi hissedersin. Ne bir veda, ne bir sarılma. Yarım kalan sohbetler. Hepsi uzaklaşır. Ve o an anlarsın ki, zaman ve yaşadıklarımız ne kadar kıymetliymiş.
Sevdiklerinize sarılın, onlara ne kadar değerli olduklarını gösterin. "Sonra"ya bırakmayın, çünkü sonramız yok. Yarın, belki hiç olmayacağız. Sevdikleriniz yanınızdayken, onlara sıkıca sarılın, seslerini duyabiliyorsanız, onlarla konuşabiliyorsanız gerçekten çok şanslısınız. Hayat bazen o kadar kısa ki; yaşadığınız her anın kıymetini bilin.
Bugün gördüğünüz insanları yarın hatıralarınızda aramak zorunda kalmayın. Onlarla geçirdiğiniz her anın, her saniyenin değerini bilin. Hiçbir zaman "keşke"leriniz olmasın.